Edebiyat

ENGELLENEN HAYAT

ZAFER Köse Derneği’nde, Kocasinan Lisesi’nde beraber okuduğu arkadaşı Hakan’la oturmuş, çaylarını yudumluyorlardı. Hasan: — Eee Hakan, pek görünmüyorsun. Çok çalışıyorsun galiba? Hakan: — Hasan, bizim giyim mağazacılığı işinde dükkân her zaman açık olmak zorunda. Düşün ki sabah gidiyoruz, akşama kadar oradayız. Haftada bir gün iznin var, o gün de yatıyorum. Zaten ülkede ekonomik kriz var, işler iyi değil. Sende nasıl gidiyor taksicilik? Hasan: — Valla Hakan, bende işler iyi. Bu bölgede çalışmıyorum. Taksim, Şişli, Beşiktaş, Ortaköy gibi zengin muhitlere gidiyorum. Bu kriz oralara uğramamış. Geçen de Taksim’de zengin bir bayan aldım. Beşiktaş’a götürdüm. Kadını tanıdım; Fenerbahçe Başkanı Ali Şen’in yönetiminde bir kadın var ya, o işte. Hakan: — Eee? Hasan: — Kadın bana sordu, “Fenerbahçe’nin transferlerini nasıl buluyorsun?” diye. Ben de dedim ki: “Valla hanımefendi, ortalık ekonomik krizden yanıyor ama Fenerbahçe dünyanın en pahalı futbolcularını alıyor. Okocha ve Ortega... Bunlar çok büyük paralar. Millet bu işe anlam veremiyor.” Hakan: — Sohbetlere devam ediyorsun. Pazar sabahları da İsmailağa’ya sohbete gidiyormuşsunuz. Gidiyorsunuz, bari ders alsana. Hasan: — Tarikat dersi aldım. Hem bizde diğer tarikatlar gibi hemen ders vermiyorlar. Önce kişi kendisi istihareye yatıyor. Rüya görürse gidip istihareci hocalar var, onlara anlatıyorsun. Onlar da istihareye yatıyor, onlar da rüya görürse ancak o zaman ders veriyorlar. Bir de bizde 21 ders var. Her sene ders değişiyorsun, yani bir sınıf geçiyorsun. Hakan: — Vay be! Sizinki tam sağlam bir işmiş. Rüyanda ne gördün de ders verdiler? Hasan: — İmam-ı Rabbani Hazretleri’ni gördüm. Hakan: — Maşallah, sağlam adamsın. Lisedeyken de sağlam adamdın, bana bir vurmuştun!(Güldüler…) Hasan: — Sen Köselisin ama Trabzon’da büyüdün, onlardaki hırçınlık sende de vardı. Okula geç geliyordun. Geç kalma diye gelip seni evden alıp okula öyle gidiyorduk. Okulda hep kavga çıkarıyordun, başımızı belaya sokuyordun. Ben de sinirlendim, rahat dur diye bir tokat atmıştım. Hakan: — Bizden önce Özkan abimle senin Erbay abin, bizden sonra da bizim Mehmet Ali ile senin Adem okulu karıştırmışlardı. Hasan: — Eee Hakan, evlilik için düşündüğün biri var mı? Sen yakışıklı adamsın, lisede kızlar peşinde dolaşırdı. Hakan: — Sen de az değildin. Sen, bizim sınıfta Hatice Şeker vardı, ara sıra ona bakıp dalardın. Hasan: — Hatice’ye aşkla değil de hayranlıkla bakardım. Çok düzgün bir kızdı, öbürleri gibi değildi. Zaten bizim Nisangül’le iyi arkadaştılar. Sen sorduğum soruya cevap ver. Hakan: — Birisi var, haftaya istemeye gideceğiz. Haznedar’ın Güngören tarafında oturuyorlar. Seninki ne alemde? Hatice’yi istemeye gitsenize. Hasan: — Yok be oğlum, ben ona hiç o gözle bakmadım. Olmaz. Hem biz maddi olarak hazır değiliz. Araba her gün arıza veriyor, arabayı değiştirmemiz lazım. Hem de benim evlenmem zor, bana zor kız verirler. İnsanların bana bakış açısını sen de biliyorsun. Böyle sohbet devam ederken televizyonda son dakika haberi geçti; millet pürdikkat dinliyordu. Başbakan Bülent Ecevit hastaneye kaldırılmıştı. Hasan, Laleli’de taksinin içinde yolcu bekliyordu. Buradan genellikle bavul ticareti yapan Ukraynalı, Moldovalı, Rusyalı yolcular biner, Osmanbey’e giderlerdi. Taksi ücretini dolar üzerinden öderlerdi. Trafik polisi, arabasını Hasan’ın taksisinin önüne çekti. Mesleğe yeni başladığı her halinden belli olan genç, sarışın bayan memur taksinin yanına geldi. Polis: — Ehliyet ve ruhsat! Burada durmak yasak, ceza yazacağız. Hasan: — Buyurun, Memur Hanım. Ehliyet ve ruhsatı alan polis, polis arabasının yanına gitti. Arabada oturan diğer memura ehliyet ruhsatı verdikten sonra, biraz konuştuktan sonra, yazılan ceza makbuzuyla taksinin yanına geldi. Polis: — Al, ceza makbuzun. Hem niye bir şeyler verip cezadan kurtarmadın? Hasan: — Polis Hanım, bu göreve yeni başlamışsın. Kendini bu işlere fazla kaptırma. Polis: — Yürü git lan, bir daha seni buralarda görmeyeyim! Hasan yine “La havle” çekti, Aksaray yönüne doğru taksiyi sürmeye başladı. Az ileride Ukraynalı olduğu belli olan bir bayan yolcu aldı. Yolcu (yarım Türkçesiyle): — Taksimetreyi açmayacaksın, 25 milyon vereceğim. Hasan: — Olsun, nereye gideceksin? Yolcu: — Beylikdüzü, Beykent Sitesi’ni biliyor musun? Oraya gideceğim. Hasan, taksiyi Beylikdüzü istikametine sürdü. Yolcuya aynadan baktı; 25 milyona İstanbul’un en uç ilçesi Silivri’ye anca yazardı. Sordu: — Hanımefendi, bu 25 milyon mevzusu nedir? Yolcu: — Gelirken taksi 32 milyon yazdı, taksici 25 milyon aldı. Hasan: — Hanımefendi, ben taksimetre açacağım, sen de göreceksin. Tamam mı! Yolcu: — Tamam. Hasan yola devam etti. Trafikle boğuşarak Beykent Sitesi’ne gelmişti. Hasan: — Hanımefendi, geldik. Taksimetre 14 milyon yazdı, sen bana 14 milyon ver, gerisini istemiyorum. Yolcu: — Desene, önceki taksici beni kazıkladı. Sen 20 milyonu al. Bir de ben bir yerlere her zaman gidiyorum, beni götürür müsün? Hasan: — Olmaz, çünkü sen Aksaray’da, ben Kadıköy’deyim. Oradan kalkıp sana gelemem. Senden önce aynı teklifi bir sürü yolcu yaptı ama ben kabul etmedim. Yolcu: — O zaman evde kahve içelim! Hasan: — Gitmem lazım. Yolcu: — Tamam, yolun açık olsun. Hasan her zaman yaptığı gibi bir “La havle” daha çekti, yoluna devam etti. Radyoyu açtı, radyoda Mustafa Yıldızdoğan’ın Türkiyem şarkısı çalıyordu, Hasan da eşlik ediyordu: Baş koymuşum Türkiyemin yoluna Düzlüğüne yokuşuna ölürüm. Asırlardır kır atımı suladım, Irmağının akışına ölürüm Türkiyem. Sevdalıyım yangın yeri bu sinem, Doksan yıldır çile çekmiş hep ninem. Pınarlardan su doldurur Eminem, Mavi boncuk takışına ölürüm Türkiyem. Düğünüm, derneğim, halayım, barım, Toprağım, ekmeğim, namusum, arım. Kilimlerde çizgi çizgi efkârım, Heybelerin nakışına ölürüm Türkiyem. Yol gitmiş, Hasan gitmişti. Avcılar’ı geçmişti. Radyodan son dakika anonsu: “Milliyetçi Hareket Partisi Lideri ve Başbakan Yardımcısı Devlet Bahçeli konuşuyordu: “Ekonomik sorunlar anlaşılmaz bir şekilde ‘Siyasi belirsizlik’ kavramına bağlandı. Madem bir siyasi belirsizlik var... Gelin 3 Kasım’da erken seçim yapalım!” Devlet Bahçeli, devlet adamlığını yapmış ve ülkeyi seçime götürmüştü. Şirinevler’de AK Parti Mahalle Seçim Bürosu kurulmuştu. Mahalle Başkanı Erbay Güner; yönetimde Ayhan Kalkan, Tekin Şen, Murat Akhan, Ertaç Kalkan, Mehmet Ali Bayrak, Köksal Atılgan ve diğer teşkilat mensupları çalışmalara başlamıştı. Hasan gündüz takside çalışıyor, akşamları seçim çalışmalarına katılıyordu. Herkes birbiri ile kenetlenmişti. Erbay başkanlığı iyi beceriyor, kitleleri yönlendiriyordu. Mitinglere gidiliyor, afiş çalışmaları yapılıyordu. Hasan bir sorun fark etmişti. Seçim çalışmalarına katılan arkadaşları namaz ve sohbete vakit ayıramıyorlardı. “Namazı sonra kılarız, sohbete bu işler bitsin gideriz,” diyorlardı. “Yapmayın, etmeyin,” diye Hasan uyarıyordu. Hasan namazını eksiksiz kılmaya çalışıyor, sohbetlere gidiyordu. Tarikat dersini aksatmadan çekiyordu. Hasan 3 Kasım 2002 Pazar günü, Şirinevler Şair Zihni Ortaokulu’nda bir sınıfa, sandık müşahidi olarak sandık görevlisiydi. Sandık Başkanı Başak, bir okulda müdür yardımcısı idi. İki devletin görevlisi, 5 parti müşahidi, 7 kişi idiler. Sandık başkanı Hasan’a sert bakışlarla bakıyor, sindirmeye çalışıyordu. Hasan da ona daha sert bakışlar atıyordu. Öğleden sonra partiler müşahitlerine yemek getirmeye başlamışlardı. Getirilen yemekler ekmek arası filandı. AK Parti, plastik kapalı tabldotların içinde 3 çeşit sıcak yemek getirmişti. Hasan okulun bahçesine indi, yemekleri getiren arabaya geldi. 7 yemek istedi. Parti görevlisi: — Hasan abi, 1 yemek alma hakkın var, sayıya göre getirdik. Hasan: — Orada 6 kişi daha var. Onlara da almazsam ben de yemem. Abimlere söyleyin yemek sayısını çoğaltsınlar. Görevli: — Tamam abi, al. Hasan 7 yemekle sandık odasına geçti. Yemekleri dağıttı. Diğerleri bir ellerindeki ekmek arası yiyeceklere, bir tabldotlara, bir de Hasan’a parti görevlileri tarafından daha önce verilen çikolata, meyve suyu, kek, bisküvilerle dolu koliye baktı. Oy verme işlemi bitmiş, sandıklar açılmış, sayım işlemine geçilmişti. Sandıktan çıkan oy pusulaları teker teker açılıyor; 1 oy CHP, 1 oy AK Parti, 1 oy MHP, 1 oy AK Parti, 1 oy DYP, 1 oy ANAP, 1 oy AK Parti, 1 oy Fazilet, 1 oy AK Parti... İlerleyen saatlerde "AK Parti, AK Parti" diye gidiyordu. Sandık başkanı AK Parti’nin oylarını geçersiz saymak için mücadele ediyor, Hasan itiraz ediyordu. Sinirler gerildi. Hasan birden, “Öğretmen olacaksın, adaletli davransana. Milletin iradesine saygı duysana!” diye sert bir çıkış yaptı. Sandık başkanı Hasan’ın bu çıkışı karşısında, “Tamam, daha dikkatli olurum,” diye geri adım attı. Saat dokuza doğru sayım bitmiş, sandıktaki oyların 2/3’ünü AK Parti almıştı. Mahalle seçim bürosunda, televizyonda seçim sonuçlarını izliyorlardı. Herkes heyecanlı idi. Sonuçlarda; AK Parti 1., CHP 2. parti olmuştu. DSP yok, MHP yok, ANAP yok, DYP yok, HDP yok. Recep Tayyip Erdoğan’ın balkon konuşması var ve zafer var.

İlgili Yazılar

ENGELLENEN HAYAT

02 Mar 2026

ENGELLENEN HAYAT

02 Mar 2026

ENGELLENEN HAYAT

02 Mar 2026

Yorumlar (0)

Yorum Yaz