Edebiyat

ENGELLENEN HAYAT

SAZAN Silivri'nin Sinekli köyünde, yeni çıkan büyükşehir yasası gereği bina tespit çalışmaları yapıyorlardı. Şehir plancıları her gün bir köye gidiyor ve uydu haritasında görünen yapıların ne olduğuna bakıp kayıt altına alıyorlardı. O dönemde "2B yasası" denilen orman ve tarım vasfını kaybetmiş arazilerin üzerine yapılmış kaçak binaların yapı sahiplerine satılmasını sağlayan düzenleme gereği taramalar yapıyorlardı. Köylere gittiklerinde kimi köylüler ağırlıyor, bazıları ise şüpheci bakışlarla onları takip ediyorlardı. Kimi muhtarlar onlara yardımcı oluyor, kimisi ise yanlarına uğramıyordu. En büyük sorunu Esenyurt, Ümraniye, Gaziosmanpaşa, Altınşehir, Arnavutköy, Sultanbeyli, Pendik ve Sarıgazi gibi gecekondulaşmanın yoğun olduğu yerlerde yaşıyorlardı ve oralarda oturanlar onları takip ediyor, arabanın önünü kesiyor, sorgu suale tutuyorlardı. Lüks semtlerde ise kaçak kat ve bahçe duvarını kamu arazisinin üzerine koyarak bahçe alanını genişletme işi vardı. Silivri, Çatalca, Beykoz ve Şile gibi yerlerde ise kaçak villalar, çiftlikler vardı. Bazı binalar terör örgütlerinin kullandığı hücre evi idi. Bir de dinî cemaatlere ait Kur'an kursu, medrese, tekke ve cami gibi binalar vardı. Mafya tarafından işletilen kaçak otoparklar, bunların kullandığı depolar gibi bir sürü sıkıntılı yerler vardı. Her kesimden insan boş bulduğu yere sazan gibi atlamıştı. Sinekli köyünü tarama işini bitirmiş ve uydu haritasında görünen, köyün ilerisinde büyükçe bir arazinin içinde dağınık bir yapı grubuna doğru, böyle yerler için kullanılan 4 çeker arazi arabası ile yola çıktılar. Çam ve ladin ağaçları ile kaplı ormanın içinden geçen fizibilite bir yoldan ilerleyerek, etrafı uzun ve yüksek duvarlarla çevrili bir arazinin yanından geçerken Hasan yanındaki şehir plancısı İbrahim’e: — İbrahim, buraya fazla yanaşma! Burası tekin bir yere benzemiyor. İbrahim: — Neden abi? Hasan: — Bu kadar yüksek ve uzun duvarlar ile ağaçların arasına gizlenmiş kameraları görmedin herhâlde, bir de içeride atlar var. İbrahim: — Nereden anladın? Hasan: — Geride binanın arka tarafındaki büyükçe bir demir kapının ilerisindeki arazi yolunun kenarında at gübresi vardı, oradan anladım. Arka koltuktaki Emine: — Taksiciliğin faydaları. Gülüşüp devam ettiler ve binanın büyükçe ana girişine geldiler. Bekçi kulübesinden iri yapılı, bellerini kapatacak şekilde uzun tişört giyimli iki kişi gelip "Buyurun," dedi. İbrahim, İstanbul Büyükşehir Belediyesinden geldiklerini, arazi ve binalara bakmaları gerektiğini söyleyip görev yazılarını gösterdiler. Bekçiler "Burada bekleyin," dedikten sonra bekçi kulübesine gidip telefonla konuştuktan sonra gelip "Müsait değiliz," dedi. İbrahim arabadan inmeye kalkışınca Hasan, İbrahim’in elinden tutup inmesine mani oldu. İbrahim irkildi ve Hasan’a: — Sür abi, gidelim. Hasan arabayı döndürüp yola çıktı ve İbrahim’e dönüp: — İbrahim, bizi öldürtmek mi istiyorsun? İbrahim: — Ne alakası var abi, biz burada kamu görevi yapıyoruz. Bize dokunamazlar. Hasan: — Sen fark etmedin, adamlar silahlı idi. Emine: — Abi nereden anladın? Hasan: — Adamlar uzun tişört giymiş ve bellerinde çıkıntı var. İbrahim: — Vay anasına! Hasan: — İbrahim bak, siz gençsiniz, okuldan çıkmış işe başlamışsınız. Sazan gibi her şeye atlamamayı öğrenmeniz lazım. Gider Müdürlüğe "İçeri alınmadık," diye rapor verirsiniz. Koskoca belediye, onlar düşünsün. İbrahim: — Tamam Hasan abi, haklısın. Bir de Aydın abiden seninle göreve gitmek istediğimizi söyledik, o da Allah'tan kabul etti. Hasan, İbrahim’in kulağına eğilip sessizce: — Bunu hep yaşıyorum. Benim özel dosyam var. İbrahim ve Hasan kahkaha attı. Arkadan Emine: — Benden gizli neler karıştırıyorsunuz? Bir kahkaha daha ve radyo: Akşam olur karanlığa kalırsın. Derin derin sevdalara dalarsın. Oy gelin gelin öldürdün beni Hasan, Erol, Aytaç ve Kemal; Büyükçekmece Gölü'ne akan TEM otoyolunun Çatalca tarafındaki, genellikle sazan balığının bulunduğu Delice Çayı'na oltalarını atmış, bir yandan balık tutuyorlar bir yandan da İMP'nin kritiğini yapıyorlardı. Aytaç: — Nedir bu Aydın abiden çektiğim! Adam beni göreve gönderme delisi oldu ama Hüseyin’i göndermiyor. Hem akşamları eve ne zaman gideceğimiz belli değil, tabii mesai ücreti de yok, akşamları bekle babam bekle. Ama dur! Cengiz Hoca, Gayrettepe'den Gürpınar'a taşınıyor, ben ise Ünalan'da oturuyorum. Ünalan nere, Gürpınar nere... Ben bu işi bırakırım. Kemal: — "Ben bırakayım da kime girerse girsin," diyorsun. Erol: — Bana girmez. Aytaç: — Yaşar’a dedim ki: "Cengiz Hoca 'Hemşehri de hemşehrim' diyor, seni istiyor." Hasan: — Tabii o da inandı ve girdi krize. Aytaç: — Öyle yüklendim ki adama, adamın rüyalarına girdi. Erol: — Cengiz Hoca'yı Yaşar’a öyle anlattın ki! Yok hoca çok sert, yok akşam 12’den önce eve gitmez. Gülüşmeler. Kemal: — Hasan, oğlum! Yaşar sana fena kafayı takmış ve seni yiyecek gibi duruyor. Hasan: — Ben bir şey yapmadım ki! Aytaç: — Nasıl yapmamışsın? O gün Mehdiyi sordu. Sen de adamı ciddiye alıp anlatmadın. Hasan: — Onu ciddiye almadığım için değil; kimisi ayaklarını uzatmış uyuyor, kimisi bacak bacak üstüne atmış oturuyor, kimi de yan dönmüş. Orada anlatmayı uygun bulmadığım için anlatmadım. Adam bir hışımla "Beni adam yerine koymuyor musun?" diye bağırdı. Kemal: — Ben bilmem! Adam seni harcayacak. Kahkahalar, gülüşmeler. Erol: — Bir de şu Aydın mevzusu nasıl oldu! Hasan: — Yav onu hiç sorma, Aydın abi bizim odaya geldi, o Yaşar, ben oturuyorduk. Aydın abi bana dedi ki: "Belediye başkanlığını tekrar kazanırsam seni makam şoförü olarak Ordu'ya götüreceğim, gelir misin?" Ben de biraz düşünürken bizim sazan Yaşar hemen atladı "Daha ne düşünüyorsun? Kabul etsene." Aytaç: — Tam bir sazan! Ee sonra ne oldu? Hasan: — Aydın abi, teşekkür ederim. Ama benim hasta bir annem var, onu bırakıp hiçbir yere gidemem. Kemal: — Bizim sazan buna mı kızdı? Hasan: — Yok; Aydın abi çıktıktan sonra Yaşar'ı azarladım da ondan. Erol: — Yav yemin ederim bunlar tam kırık. Hasan: — Salih'e ne oldu? Aydın’ın odasından çıkmıyordu. Şimdi santralde takılıyor! Kemal: — Ne olacak; Aydın, Salih’in koltuğunda gözü olduğunu anladı ve defetti başından. Aytaç: — Sanki Veysel’in öyle bir derdi var; her gittiği yerde adamın arkasından konuşuyor. Hasan: — Yani herkes bir yere sazan gibi atlıyor. Aytaç: — Bak, kova sazan balığı ile doldu.

İlgili Yazılar

ENGELLENEN HAYAT

02 Mar 2026

ENGELLENEN HAYAT

02 Mar 2026

ENGELLENEN HAYAT

02 Mar 2026

Yorumlar (0)

Yorum Yaz