Edebiyat

ENGELLENEN HAYAT

ÇIĞLIK Her kesimden insanlar, Bayram Hoca'nın sohbetini dinlemek için pazar günü İsmailağa Camii'ni dolduruyor fakat sarıklı ve sakallı insanlar bu işten memnun olmuş gibi görünmüyorlardı. Bayram Hoca kürsüden Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın şiirini, içindeki aşkın çığlığının dışarıya fışkırması gibi haykırıyordu: Hak şerleri hayreyler Zannetme ki gayreyler Arif anı seyreyler Mevla görelim neyler Neylerse güzel eyler Sen Hakk'a tevekkül kıl Teslim ol ve rahat bul Her işine razı ol Mevla görelim neyler Neylerse güzel eyler Deme şu niçin şöyle Yerindedir ol öyle Bak sonuna seyreyle Mevla görelim neyler Neylerse güzel eyler Her sözde nasihat var Her şeyde ne ziynet var Her işte ganimet var Mevla görelim neyler Neylerse güzel eyler Hep remzü işarettir Hep remzü beşarettir Hep aynı inayettir Mevla görelim neyler Neylerse güzel eyler Her söyleyeni dinle Ol söyleyeni anla Hem eyle kabulü canla Mevla görelim neyler Neylerse güzel eyler Hasan, her pazar sabahı olduğu gibi sohbeti dinledikten sonra taksiyi alıp yollara düşmüştü. Pazar günü olmasına rağmen E-5 ve TEM otoyolu ve bunların bağlantı yollarında trafik kilitlenmişti, millet korku göçüne başlamıştı. Diyarbakır olayları ve Danıştay saldırısından sonra devlet harekete geçmiş, her adım başı kontrol noktası kurmuş, her gün bir yerlere baskın düzenliyordu. Hasan genellikle otogar ve havaalanı yolcusu almıştı. Her gittiği yerde polis durduruyor, bagaj kontrolü yapıyordu. "Ortalıkta intihar eylemi olacak, o yüzden bu kadar önlem alındı," diye söylentiler vardı. Toplum çığlık atıyordu. Daha fazla çalışmak istemeyip taksiyi çekip Ağa'nın yerine geçti ve öğleden sonra çalışacak şoförü beklerken babası geldi; oysaki öğleden sonra şoför çalışacaktı. Babasına hiçbir şey demeden anahtarı ona verip eve doğru yola çıktı ve taksinin yine şoförsüz kaldığını anladığı için içinden çığlık atıyordu. Küçük gözleri ile babasının geldiğini anlayıp ona doğru bakan Ayşe’yi kucağına alıp ninniler söylüyordu. Onunla sürünme hareketleri yapıyordu. Ayşe artık sürünmeye başlamıştı. Öyle gün boyu Ayşe ile ilgilenirken annesi: — Layg baba. Hasan: — Ayşe için her şey olurum. Anne: — Ol bakalım. Hasan: — Anne, sanırım şoför taksiyi bırakmış, öyle anladım. Anne: — Bize bir şey demiyor, bugün yatmayıp gitmesinden bir şeyler var demiştim. Allah'a binlerce şükürler olsun ki sen kurtardın ya. Hasan, kucağında uyuyakalan Ayşe’yi yatağına koymaya gelen eşine: — Fadik, bu çocuğu ayaklarında sallarken uyuyup kalıyorsun. Bak dikkat et! Çocuğu yataktan düşürürsün. Fadik: — Tamam. Odasında gözleri kapalı tarikat dersini çekiyor, tespih taneleri elinde dönüyor, sessiz bir şekilde dilinde: Lailahe illallah Lailahe illallah Bu Nakşibendi tarikatının benimsediği hafi, yani sessiz zikirdi. Her gün 5 bin "Lailahe illallah" zikri çekiyordu. Ders değişiminde ise zikirden sonra yaptığı murakabede değişiklikler oluyordu. Murakabede gökleri ve yerleri, bunların arasındaki ilahi düzeni düşünüp bunları yaradan Allah hakkında tefekkür ediyor ve bunları yaparken bazen içi geçiyor, dalıp gidiyordu. Dalıp gittiğinde bazen rüyalar görüyor, bazen de orada uyuyakaldığı için annesi veya eşi gelip üstünü örtüyordu. Çığlık sesine uyandı ve "Yoksa Ayşe'ye bir şey mi oldu!" diye hemen yatak odasına koştu. Ayşe'nin alnı kanıyor, Fadik Ayşe'nin kanayan alnına bez bastırıyor, çığlık atıyordu. Hasan hiç tereddüt etmeden Ayşe'yi kaptığı gibi arabaya atladı ve Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesine doğru yola çıktı. Fadik'in kucağında Ayşe çığlık çığlığa ağlıyordu. Ayşe kucağında hastanenin acilinden içeriye daldı. Doktorun yanına vardı. Hemşireler Ayşe’yi Hasan’ın kucağından alıp yatağa yatırdıktan sonra doktor Ayşe’nin alnına bakıp Hasan’a: — Bu çocuğa ne oldu! Hasan: — Yataktan düştü, başı yatağın kenarındaki ahşap kısmın köşelerinde bulunan sivri tarafına geldi. Doktor: — Sizin yatakta mı yatıyor! Hasan: — Hayır, bazen annesi bebeği ayaklarında sallarken uyuyup kalıyor. Doktor Hasan’ı incelerken, Hasan doktorun kaza mı yoksa çocuğa şiddet mi anlamaya çalıştığını anlayıp, Ayşe'yi onlardan alabilme ihtimalini düşünüp ağlamaya başlayınca; doktor Hasan’ın içinden kopan fırtınayı anlamış gibi gergin yüzünü yumuşattı ve Hasan’a: — Çık dışarı orada bekle! Hasan, kapının önünde kafasını yere eğmiş bekleyen eşine sinirli bir şekilde bakıp beklemeye başladı. Kafası dönüyor, gözlerinden ateş fışkırıyor, içinden çığlık atıyordu. Biraz beklemeden sonra doktor tarafından içeriye çağrılmıştı. Doktor: — Çocuğun alnına 3 dikiş attık, 15 gün sonra gel dikişleri alalım. Hasan: — Sağ olun doktor bey, peki alnında iz kalır mı? Sonunda bu kız çocuğu! Doktor: — Anlıyorum ama iz kalır. Ayşe’yi kucağına alıp dışarı çıktı ve arabaya bindiler. Ayşe’yi Fadik'in kucağına bırakıp arabayı çalıştırıp Fadik'e bir tokat attı.

İlgili Yazılar

ENGELLENEN HAYAT

02 Mar 2026

ENGELLENEN HAYAT

02 Mar 2026

ENGELLENEN HAYAT

02 Mar 2026

Yorumlar (0)

Yorum Yaz