Edebiyat

ENGELLENEN HAYAT

RAHATLAMA Hasan, İMP’de muhasebe odasına girdi, selam verdi ve kendinden daha torpilli olduğu için muhasebeye alınan, eski Bayburt Belediye Başkanının oğlu, gözlerinden özürlü Muhammet’in yanına oturdu. Muhasebede çalışanlar bunu biliyorlardı, Muhammet sadece orada oturuyordu. Ama Hasan’ın muhasebe belgesi vardı. Hasan burada olsa belki belki diye, işte öyle idi. “Diyeceksin niye böyle, işte öyle.” Çaylarını yudumluyorlar, Gümüşhaneli ile Bayburtlu hikâyelerini anlatıp gülüyorlardı. Öbür masada oturan Ayfer, kırgın bir şekilde Hasan’a bakıyordu. Hasan, Ayfer'den özür dilemişti ama onun gönlünde evli ve çocuklu Hasan vardı. Aydın’ın araması ile çıkıp Aydın’ın odasına geçti. Aydın: — Hasan, Kumburgaz kışlasını biliyor musun? Hasan: — Evet, biliyorum. Aydın: — Bizim oranın karakol komutanı ve eşini oradan alıp onları İstanbul’u gezdir. Hasan anahtarı almış, yola çıkmış ve radyoda çalan türkü ile keyiflenmişti. Altın yüzüğüm kırıldı hey Suya düştü su duruldu hey Dediler yarin de gelmiş İnce de bellerim kırıldı Tel tel tellerine Kurban olam dillerine vay Dediler yarin de gelmiş İnce de bellerim kırıldı Tel tel tellerine Kumburgaz’dan komutan ve eşini almış, İstanbul’un tarihî mekânlarını gezdiriyordu. Ayasofya , Topkapı Sarayı , Sultanahmet Camii ve Gülhane Parkı derken akşam olmuş, onları Aydın'a teslim etti. Evde Ayşe ile zaman geçiriyordu. "Ayşe de Ayşe," diyerek seviyordu kızını ve son zamanlarda Ayşe babaannesinin başörtüsünü tutarak kucağında uyumaya başlamıştı. Artık mecburen Ayşe'yi uyutma işi ile babaanne ilgileniyordu. Hüseyin hastaneye gittiği için Hüseyin Hoca'yı makam arabası ile Şile’ye götürüyordu. Şile'de sahil manzaralı bir restoranda, Şile Belediye Başkanı ile yemekli toplantı vardı. Hüseyin Hoca, belediye başkanı ve ekibi ile toplantı yaparken; Hasan ve Şile Belediye Başkanının şoförü Gökhan yemeklerini yiyorlardı. Hasan, yüzüne vuran serin deniz havası ile rahatlıyordu. Sonra kalkıp Şile ormanına gittiler. Belediye buraya sosyal tesis yapmak istiyordu. Oranın havası, ötüşen kuş sesleri, akan derelerin çağıltıları ruhu dinlendiriyordu. Hüseyin Hoca âlemci adamdı; dönüş yolunda Hasan’dan oynak bir müzik açmasını istemişti. Hasan radyoyu karıştırdı. Oh nenni koçari Koçari kimun yari Oh nenni koçari Koçari benum yârim Hüseyin Hoca el çırpıyor, nakarat yapıyor, bir yandan "Sana bunlar gelmez Hasan Hoca," diye takılıyordu. Hasan da gülüyordu. Saat yedi gibi yanındaki belediyenin Unkapanı'ndaki ana binasından gelen tercüman Nilüfer ile havaalanında, Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın yurt dışından gelecek yapan misafirini bekliyordu. Onu alıp Florya'da İstanbul Büyükşehir Belediyesi Sosyal Tesisleri'ne götürecek, orada Kadir Topbaş ile yemek yiyecek, ondan sonra da Taksim Hilton Oteli'ne götürecekti. Hoca geldi, aldılar onu sosyal tesislere götürdüler. Hoca ve başkan masaya geçip yemeğe başladılar. Hasan ve Nilüfer kendileri için hazırlanmış sofraya oturup yemeklerini yediler. Hasan’ın ağrıları gitmiş ve rahatlamıştı. Tercüman Nilüfer, ağırdan alıyordu. Hasan’daki ön tanıma yeteneği ile Nilüfer’in kibirli olduğunu sezmiş ve kızla göz göze gelmekten sakınıyordu. Sosyal tesisler çok güzel bir yerdi; her taraf yemyeşil, çiçekler ve ağaçlar ile doluydu. Sahile vuran deniz dalgalarının sesi Hasan’a zikir gibi geliyordu. Dalgalar vurdukça Hasan içinden “La galebe illallah” diyordu. Yemek bitmiş ve misafiri almış, Taksim Dedeman Oteli'ne götürüyorlardı. Arkada hoca ile Nilüfer Almanca bir şeyler konuşuyorken Nilüfer seslendi: — Hasan Bey, hoca teşekkür ediyor, çok güzel araba kullanıyormuşsun. Hasan: — Hocama teşekkürümü ve saygılarımı ilet. Nilüfer hocayla bir şeyler konuştuktan sonra Hasan’a: — Hoca böyle araba kullanmayı nereden öğrendiğini soruyor. Hasan: — Eski mesleğim taksicilik, oradan kalmıştır herhâlde. Nilüfer hocayla bir şeyler konuştuktan sonra başparmaklarını kaldırarak "Bravo," dedi. Hilton Oteli'ne gelmiş ve otoparkta hem ayakta sigara içiyor hem de Tozkoparan'a bırakacağı Nilüfer’in içeriden çıkmasını bekliyordu. Saate baktı, gece 12 olmuştu. Ayşe'si uyumuş muydu yoksa onu mu bekliyordu? Bu düşüncüler içinde iken Nilüfer'in içeriden çıktığını görüp arabayı çalıştırıp otelin önüne geçti. Havalimanına giderken arka koltuğa oturan Nilüfer, bu kez ön koltuğa oturmuştu. "Allah'ım yine başlıyoruz," diye mırıldandı ve arabayı hareket ettirdi. Taksim'den Tarlabaşı’na ilerlerken yolların kenarı her zaman bu saatlerde olduğu gibi eşcinsellerle doluydu. Az ileride İngiliz Konsolosluğunun önünden girip Tarlabaşı'ndan çıkan yayalar için yapılmış olan alt geçidin yola bakan tarafında hayat kadınları ve onlarla pazarlık yapmış yapan adamlar vardı. Bunları gören Nilüfer şaşkın ve utangaç bir şekilde önüne bakıyordu. Hasan yoluna devam etti. Nilüfer'in ineceği evin önüne gelmişlerdi. Nilüfer inmeden önce: — Hasan abi, yarın da seninle birlikte miyiz? Hasan, "Bey"den "abi"ye dönüş yapan Nilüfer'e bakış atıp: — Yarın için bana söylenmiş bir şey yok. Nilüfer: — Olsa iyi olurdu. Araba kullanışın çok iyi. Hasan: — İş konusunda kararları ben vermiyorum. Nilüfer: — Biliyorum abi, iyi geceler. Hasan: — İyi geceler. Hasan, Nilüfer'in apartmandan içeriye girmesini bekleyip o içeri girdikten sonra saate bakıp, makam şoförlerine dahi fazla mesai ücreti vermeyen BİMTAŞ genel müdürüne kıza kıza evinin yolunu tuttu.

İlgili Yazılar

ENGELLENEN HAYAT

02 Mar 2026

ENGELLENEN HAYAT

02 Mar 2026

ENGELLENEN HAYAT

02 Mar 2026

Yorumlar (0)

Yorum Yaz