Edebiyat
ENGELLENEN HAYAT
TAKSİ
Hasan ve Ersin amcanın oğulları Erkan, Yusuf, Gökhan ile Tuğrul amcalarının açmış olduğu çay ocağında oturmuşlardı. Tuğrul amcasına destek olmak için orada buluşup çay içip sohbet ediyorlardı.
Erkan:
— Ee amcaoğlu, minibüs gitti. Ne yapmayı düşünüyorsun?
Hasan:
— Taksiye çıkacağım herhalde, sizin gibi.
Yusuf:
— Çık, daha iyi. Erol Amcam takside tek çalışıyor, beraber çalışırsınız.
Gökhan:
— Araba çok döküntü, değiştirirsiniz.
Hasan:
— Siz de takside çalışıyorsunuz. Sizin çalıştığınız taksiler sağlam.
Gökhan:
— Ben yakında taksiyi bırakabilirim. Bağcılar Adliyesi’ne gireceğim, şoför olarak.
Hasan:
— Hayırlı olsun, çok sevindim. Kadrolu mu?
Gökhan:
— Abi, kadrolu işte bize sıra gelir mi! Şirket personeli olarak başlayacağım.
Hasan:
— Gelmez, doğru söylüyorsun.
Erkan:
— Bu düzeni bozmak lazım.
Yusuf:
— Nasıl olacak o iş?
Erkan:
— Recep Tayyip Erdoğan hapisten çıktı, arkadaşlarıyla parti kurmaya çalışıyorlar.
Hasan:
— Bir bahane bulup kuracakları partiyi de kapatırlarsa...
Gökhan:
— Allah büyük, kursunlar bakalım.
Öğleden sonra saat üç gibiydi. Hasan, Şen Kardeşler Kahvehanesi’nde sabah çalışan babasının taksiyi getirmesini bekliyordu. Bu taksideki ilk günüydü. Onun gibi çalışmak için taksilerini bekleyen şoförlerle sohbet ediyordu. Artık şüpheli bakışlar yoktu. Minibüste şoförlük yapan, takside yapardı. Bazı nasihatler aldı. Biraz bekleyişten sonra babası taksiyi getirmişti. Anahtarı aldığı gibi yollara düşmüştü. İlk zamanlar acemilik çekmişti. Yolcuların tarifiyle gidiyor, yolcuyu bıraktıktan sonra Şirinevler yönüne dönüyor; bazen yolları karıştırıyor, bazen de kayboluyordu. Yolcularla koyu muhabbetler ediyordu. O bölgenin yolcuları nereli olduğunu soruyorlar, sonra siyaset ve güncel konular hakkında konuşuyorlardı. Gece olunca taksinin deposunu doldurup arabayı yıkattıktan sonra arabayı evin önüne park ediyor, yatmaya gidiyordu.Uyandı, Adem’e baktı, uyuyordu. Kardeşini çok seviyordu. Onun atılganlığını düşündü, yüzü gülümsedi. Adem vardiyalı çalışıyordu; o hafta gece vardiyasında çalışıyordu. O da Hasan gibi gece yarısından sonra gelmişti. Yorgun yorgun yatmıştılar. Temmuz ayı olması sebebiyle hava sıcaktı. Adem’in arkadaşı Mehmet Ali ile Kocasinan Lisesi’ni katıp karıştırdıkları aklına geldi, güldü. Daldığı bu düşüncelerden, okunan öğle ezanı ile sıyrıldı. Kalktı, terlemişti. Banyoya girip duş ve abdest aldı, namaz kıldı. Oturma odasına geçtiğinde Adem uyanmış, annesi ve Nisangül tarafından yer sofrasına oturmak için onu bekliyorlardı. Sofraya oturdular.
Annesi biraz öfkeli, biraz da hüzünlü bir şekilde Hasan’a bakıyordu. İçinde fırtınalar koptuğu bakışlarından belli oluyordu. Hasan bunu kırmak için annesine ve kardeşlerine baktı.
Hasan:
— Anne, ne oldu, niye böylesin?
Nisangül:
— Abi, babamla atıştılar.
Adem (gülerek):
— Abimle ilgili herhalde, onun en sevgili oğlu o!
Anne:
— Ne dedim ben! Bari diğer taksileri, pazar günleri şoföre ver; hem sen dinlen hem de Hasan dinlensin. Genç adam, biraz gezsin tozsun.
Hasan:
— Ben de dedim ama şoförlerin arabayı hor kullandığını söylüyor. “Sen dinlen, ben tek çalışırım,” diyor.
Adem:
— Sen de onun tek çalışmasına razı olmuyorsun.
Hasan:
— Hem o hem de milletin ağzı torba değil ki, diyecekler ki: “Babası çalışıyor, kendi geziyor.”
Anne:
— Ana yüreği, dayanmıyor işte.
Nisangül:
— Abi, işler nasıl?
Adem:
— Kazancının ne yapıyorsun?
Hasan:
— İyi kazanıyorum. Kendime harçlık alıyorum, araba değiştiririz diye gerisini babama veriyorum. Çünkü araba çok masraf çıkarıyor.
Adem:
— Babam ne diyor?
Hasan:
— “Parayı Hasan kazanmış, benim çalışmama gerek yok,” deyip kahvede oturmaya devam ediyor.
Anne:
— Senin de çalışma şevkini kırıyor.
Nisangül:
— Düşünmüyor mu abim, hayat kuracak; neyle kuracak?
Hasan:
— Bunları düşünüp canınızı sıkmayın, Allah büyüktür.
Adem:
— Sabreden derviş, muradına ermiş diyorsun.
Nisangül:
— Neyse, tamam. Fazla sıkmayın abimin canını, zaten birazdan takside çalışmaya gidecek.
Hasan:
— Ah benim bacım, her zaman abisini düşünüyor.
Hasan’ın telefonu çaldı. Arayan abisiydi.
Hasan:
— Buyur abi.
Erbay abi:
— Hasan, biz hastanedeyiz. Doğum başladı, onu haber vereyim dedim.
Hasan:
— Babam taksiyi getirsin, hemen geliyoruz.
Anne:
— Yoksa torun mu geliyor?
Hasan:
— Evet, bebek geliyor!
Nisangül:
— Ay, şimdi bayılacağım!
Adem:
— Abi, gel kahveye bakalım, belki babam gelmiştir.
Hasan:
— Hadi gidelim.
Evden hızlıca çıktılar, kahveye gittiler. Taksi oradaydı. Taksiyi alıp eve geçtiler, evdekileri de alıp hastaneye doğru yola çıktılar. Ailenin beklediği bebek geliyordu. Hepsi neşe içindeydiler. Annesi Yasin okuyor, babası önde neşe içindeydi, hepimiz bir neşe içindeydik. Kısa yol sanki uzamıştı. Önlerine çıkan arabalara, yayalara kızıyorlardı.
— Çekilin yoldan! Muhammet Tunahan Güner geliyor…
Erbay’ın evindeydiler. Herkes pürdikkat Tunahan bebeğe bakıyorlardı. Sanki ailenin yaşadığı tüm sıkıntılar gitmiş, evlerine neşe dolmuştu. Tunahan bebek küçücük ağzını oynatıyor, etrafa bakıyordu. Belki de “Bunlar kim?” diyordu.
Yorumlar (0)
Yorum Yaz