Edebiyat
ENGELLENEN HAYAT
PATLAMA
Her taraf karanlıktı! Hasan hiçbir şey görmüyordu. Birden büyük bir patlama ile gökyüzü aydınlanmıştı. Hasan ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Birden ayağı bacağı kopmuş, her tarafından kanlar akan insanlar Hasan’a doğru konuşuyordu. Ortalık kıyamet kopmuş gibiydi. Hasan haykırarak yatağından fırladı, soluk soluğa kalmıştı. Karanlıkta bir sağa bir sola baktı, yan kanepede uyuyan Adem’i gördü. Derin bir nefes aldı, kâbus görmüştü. Son günlerde kâbuslar görüyordu. “La havle” çekti ve kalktı, abdest aldı, gece namazı kıldı ve duaya başladı:
— Yarabbi, beni, ailemi ve tüm inananları koru. Katından rahmet indir, yolumuzu aydınlat, zalimleri hüsrana uğrat. Amin.
Bir köşeye çekilip tarikat dersini çekmeye başladı, daldı gitti. İsmailağa Camisi’nin bahçesinde idi. Elinde çubukla bahçedeki mezarları deşiyordu. Sabah ezanı okunuyordu, birden kendine gelmişti; yine tarikat dersini çekerken gitmişti. Bunlar sık sık oluyordu.
Kalktı, sabah namazını kıldı, çıktı, taksiyi aldı. Şirinevler Meydanı’na gitti ve taksiyi çekip yolcu beklemeye başladı. Yolcu beklerken bir şeyler atıştırdı. Sigarasını yakmış, sabahın erken saati olmasına rağmen işe gitmek için sağa sola giden insanlara bakıyordu. Arkası yola dönüktü, tam dibinde bir korna sesi: "Dadadadadat" diye... Hasan ani bir sıçrama yaptı ve arkasına baktı. Hümmet minibüsle dibine girmiş, arabanın içinde sırıtıyordu. Hasan açtı ağzını yumdu gözünü. Hümmet kahkaha atarak minibüsü sürdü gitti. Hasan yine bir “La havle” çekti ve on gündür kesmediği kirli sakalını ovaladı. Ne oluyordu; bu ara etrafındaki ani sesler onda elinde olmadan ani sıçramalar oluşturuyordu.
O gün bir oraya bir buraya İstanbul’u karıştırdı durdu. Yenibosna’dan bir bayan yolcu almış, Soğanlı’ya getirmişti. Soğanlı’da yolcu taksi ücretini vermeden indi. Hasan taksiden inip önünü kesti, parasını istedi. Kadın çantasından bıçak çıkarıp bağıra bağıra “Başıma Cübbeli Ahmet mi kesildin?” deyip bıçağı Hasan’a salladı. Hasan kendini geri çekti, bıçak boşa gitmişti. Hasan geri geri gitti, etrafa baktı; herkes onlara bakıyordu. Hasan “Allah belanı versin,” deyip taksiye binip oradan uzaklaştı. Sinirli idi, "Bu millet psikopat olmuş; her sakallıyı hacı, her sakallıyı da kafa kesen IŞİD’çi yerine koyan acillik psikolojik vakalar bunlar," diye saydıra saydıra çekti gitti.
Akşam olmuştu. Oturmuş Ağa’nın yerinde muhabbet... Yusuf Kalkan türkü söylüyor, onlar da eşlik ediyorlardı.
Mevlâm gül diyerek iki göz vermiş
Bilmem ağlasam mı ağlamasam mı
Dura dura bir sel oldum erenler
Bilmem çağlasam mı çağlamasam mı
Yoksulun sırtından doyan doyana
Bunu gören yürek nasıl dayana
Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana
Bilmem söylesem mi söylemesem mi
Mahsuni Şerif'im dindir acını
Bazı acılardan al ilacını
Pir Sultanlar gibi dar ağacını
Bilmem boylasam mı boylamasam mı.
Mehmet Ali:
— Vay dayıcım, ağzına sağlık.
Yusuf:
— Eyvallah canımın içi.
Erbay:
— Yusuf, benim ilçe başkan yardımcılığım nasıl güme gitti ise senin de Köse Derneği başkanlığın güme gitti.
Murat:
— Canı sağ olsun.
Hasan:
— Sağlık olsun da biz Yusuf Abiyi öne çıkardık. Yanlışlar düzelsin, doğru işler yapalım, ileride okuyan gençlerime burs verelim, yardıma ihtiyacı olan hemşerilerimize yardım edelim, yeni kurulan siyasi düzende güçlü bir şekilde yerimizi alalım, yanlışlara dur diyelim diye! Ama olmadı. Yusuf Abi ile yapılacak iyi işler de engellenmiş oldu. Zaten hayatlarımız hep engelleniyor.
Ertaç:
— Hele bir tane daha söyleyelim.
Ayhan:
— Tekin Abi, sen başla.
Tekin:
— Hep beraber.
Derdim çoktur hangisine yanayım.
Pazar sabahı Soğanlı’da Mustafa İslamoğlu Hoca’nın sohbet verdiği camide idi. Namazı kıldılar, hocanın sohbetini dinledi, sohbetten sonra hatme-i hâceye katıldı. Sonra hocanın sohbetten geçtiği odaya geçti. Oturdular. Bu odada yeni ders alacakların dersleri verilir, dersi yükseltileceklerin dersleri yükseltilirdi. Sıra Hasan’a gelmişti. Hasan rüyasında İsmailağa Camii’nin bahçesindeki mezarlıkları değnekle deştiğini anlattı. Hoca gözlerini yumdu, biraz öyle kaldı, sonra “Senin ders değiştirme vaktin gelmiş, bir üst dersi vereceğim,” dedi. Hasan’ın ders değişmesine daha çok zaman vardı, Hasan ve orada bekleyenler şaşırmıştı. Hikmet sahibi olan Allah’a hamdolsun.
Hasan’ın morali bozuktu, sinirli idi, gözlerinden ateş çıkıyordu. Babasına ailecek "Taksiye sıfır araba al," diye baskı yapmasına rağmen, o 1998 model Doğan marka arabayı satmış, yine 1998 model Doğan almıştı. Bunun eskiden farkı, çok süslenmiş; "çaça" diye tarif edilen arabaydı. Babasına bu arabanın göz boyamak için süslenmiş olduğunu, bagajındaki döşemeyi kaldırıp kaynakları ve sarı toprak birikimlerini gösterip, bu arabanın Anadolu’nun köy yollarında gezdiğini, taksideki reaksiyona dayanamayıp kısa sürede dağılacağını söyleyip “Git bunu geri ver,” demesine rağmen babasını ikna edememişti.
Hasan’ın karnına ağrı saplanmıştı; ara sıra ağrı vuruyor sonra geçiyordu. Saat 3 gibi Samatya SSK Hastanesi’nin önünden Şirinevler’e yolcu aldı. Bu istediği yere doğru yolcu denk gelmesini sık sık yaşıyordu. Daha 3 gün önce Bakırköy Adliyesi’nin önünde yolcu beklerken, "Buradan Ambarlı’ya yolcu çıksa da sahilde oturup bir de kola alıp sigara ile beraber içip biraz kafamı dinlesem," diye içinden geçirirken, taksiye binen yolcu “Ambarlı Zorlu Holding” demişti. Yolda ağrı yine saplanmıştı. Yolcuyu Şirinevler Ulu Camii’nin önünde bıraktıktan sonra babasını ve annesini alıp Bakırköy Devlet Hastanesi Acili'ne gitti. Tahlil, röntgen derken... Kardeşleri de gelmişti. Doktor gelmiş aileye açıklama yapıyordu.
— Hastamızın apandisi patlamış, ameliyat olacak. Burada ameliyethane dolu, 2 gün sonraya gün veriyorlar ama Özel Çamlık Hastanesi’nde bu akşam ameliyat yapabiliriz. Ameliyatı ben yapacağım. Hastamız sigortalı olmadığı için zaten bu hastanede de 50 milyon alıyorlar, Çamlık Hastanesi 100 milyon alıyor. Ne dersiniz? Aile tarafından kabul edilirse!
Özel Çamlık Hastanesi’ne nakledilip ameliyata alınmıştı. Apandisit ameliyatı olmuş, hastane odasındaydılar. Hasan narkozun etkisi ile "Abi abi" sayıklıyordu, aile ağlamaya başladı.
Nisangül:
— Vay be, abimin en çok beni sevdiğini sanıyordum, baksana Erbay Abimi sayıklıyor.
Adem:
— Vay Hasan Abime bak, abi abi abi ha!
Anne:
— Baba burada yokken söyleyeyim. Hasan babasında bulamadığını Erbay’da buluyor.
Erbay:
— Acilen sigortalı bir işe sokmamız lazım.
Adem:
— Evet abi doğru söylüyorsun. Allah’tan anne babam benim üzerimden sigortalı, onlarda sıkıntı çıkmıyor.
Nisangül:
— Bu nasıl iş ya! Doktorlar özel hastanelerle çalışıyor, bir de hepsinin özel muayenesi var; önce kendi özel muayenesine gideceksin, orada parayı vereceksin, ondan sonra devlet hastanesinde işini çözüyorlar.
Anne:
— Parası olmayanın canı çıksın. Bunlar ne biçim okumuşlar!
Erbay:
— Madem devlet işi olmuyor, özel sektör işi bakalım.
Hasan iyileşmiş, takside sabah çalışıyor, akşamları da kahveye iniyor. Anne tarafı Köseli, baba tarafı Giresunlu olmasına rağmen Köselilerle takılan, bacağından sakat Engin Saraçoğlu ile muhabbet ediyordu. Birbirlerine “kırık” diyorlardı.
Engin:
— Kırık Hasan geçmiş olsun, su kaynatmışsın!
Hasan:
— He valla Engin, su kaynattık, apandis patladı!
Engin:
— Sana demedim mi! Bu kadar zorlama kendini, conta yakarsın diye. İstanbul kazan, sen kepçe karıştırıyorsun. Diğer taksiciler “Ne zaman şehir içine yolcu götürsek orada Hasan’a denk geliyoruz,” diyorlar.
Hasan:
— Para oralarda kazanılıyor. Hem arabayı değiştirdik. 3 ayda dağıldı! Onunla uğraşıyorum.
Engin:
— Senin çalışmana sen bile dayanamayıp patlıyorsun, araba ne yapsın!
Hasan:
— Hadi git, kırık seni! Başkalarının taksilerine bir şey olmuyor.
Engin:
— Kızdın mı?
Hasan:
— Lan oğlum ben sana kızar mıyım!
Engin:
— Biliyorum sen bana kızmazsın. Epeydir işsizim; sigaramı alıyorsun, çayımı söylüyorsun, yemek yediriyorsun. Kırıklar başısın.
Hasan:
— Engin, yıllardır konfeksiyonlarda çalışıyorsun, sigorta bile yapmıyorlar. Sen gel beni dinle, inadı bırak, gel sana sakat raporu alalım. Sana da bana da sigortalı iş bakalım. Bu hükümet tarafından özel sektöre sakat işçi çalıştırma zorunluluğu geldi. Allah büyüktür. Bir şeyler çıkar.
Engin:
— Biz kimi tanıyoruz ki gidelim de iş bakalım?
Hasan:
— Yeni kanunda biz İş ve İşçi Bulma Kurumu’na başvuruyoruz, onlar gönderiyor.
Engin:
— Tamam da ben bilmem ki rapor için nereye başvuruluyor.
Hasan:
— Devlet hastanelerine başvuruluyor. Yarın taksiyi bıraktıktan sonra seninle Bakırköy Devlet Hastanesi’ne gidip senin sakat raporu başvurunu yapalım.
Engin:
— Ondan sonra ne yapılıyor?
Hasan:
— Heyete giriyorsun, sakatlığına oran belirliyorlar. Sonra sakat raporu veriyorlar.
Engin:
— Tamam, yarın gidelim.
Ertesi gün taksiye çıkmış; Taksim, Beyoğlu, Şişli, Beşiktaş derken kendini Sarıyer’de Telli Baba’da bulmuştu. Sarıyer’de taksiyi sahilde bir kenara çekmiş, bir banka oturmuş, sigarasını yakmış, boğaza bakıyordu. Boğazdan geçen gemilere, boğaz kenarındaki köşklere ve saraylara bakıyordu. Sonra Telli Baba işini düşündü; gelin ve damatların damatlık ve gelinlikle Telli Baba’ya tel bağlamalarını düşündü. Bu batıl inanç nereden gelmişti, bu insanlar buna nasıl inanıyorlardı anlamadı. Kalktı, taksiyle hareket etti. İleride benzinciye girip tuvalete girdi, tuvalette yanma hissetti. “Bu da nereden çıktı, geçer,” deyip aldırmadı. Sonra Şirinevler’e gelip taksiyi babasına verdikten sonra sakat raporu için Engin ile hastaneye geçtiler.
Hasan gündüz takside çalışıyor, akşam da sohbet yerini satın almak için topladığı paraları vermek ve Arapça derslerine girmek için Soğanlı’ya gidiyordu. Murat Hoca sohbet kitabından bir yer okudu ve bazı yorumlar yapmaya başladı. Bu işin kesinlikle böyle olması gerektiğini, “Âdetullah” böyle dedi, yani Allah’ın âdeti böyledir demek istedi. Hasan bu kelimeye sinirlenmişti; Allah’a âdet biçmek kulun ne haddine idi? Ama Hasan “Bunlar yeni hoca, öğrenecekler,” deyip aldırmadı.
Ama Yunus itiraz etti, bunun yanlış olduğunu söyledi. Murat Hoca Yunus’a sert bir çıkış yaptı ve Yunus da sinirlenip çıktı gitti. Ortam gerilmişti. Hasan çıkmadı ve ortamı yumuşatmaya çalıştı.
Hasan sohbetten çıkıp eve gelip tuvalete gitmişti. Tuvalette abdest yerinden kan geldi, büyük bir acı hissetti. Hasan’ın vücudu patlamaya devam ediyordu. Basur olmuştu.
Yorumlar (0)
Yorum Yaz