Edebiyat

ENGELLLENEN HAYAT

MASAJ Hasan, İMP’nin iş yeri hekiminin kullandığı muayene odasında; Metin, Hasan’ın ağrıyan boynuna krem sürüp masaj yapıyordu. Hasan, doktor tavsiyesi ile fizik tedaviye başlamıştı. 15 gün boyunca hastaneye gitmesi gerekmiş ama Metin "Ben yaparım," demesi üzerine sabahları Metin masaj yapıyor ve yarım saat odada yatıyordu. Diyarbakır’da başlayan protesto eylemleri ülkenin her yerine sıçramış ve devlet binalarına saldırılıyor, bankaların ATM'leri parçalanıyor, otobüsler taşlanıyordu; ülke tam karmaşanın içinde idi. İstanbul’un Esenyurt, Gaziosmanpaşa, Pendik, Ümraniye ilçelerinde olaylar oluyor. Taksim ve İstiklal Caddesi yaya girişine kapatılmıştı. İMP’de mümkün olduğu kadar göreve gidilmiyordu. Odada oturuyorlardı. Kemal her zamanki gırgırını yapıp Şakir’in üstüne oynuyordu. Hasan’a göz işareti yaptıktan sonra: — Hasan biliyor musun! Bizim Boğazköy'ün ormanında define arayanlar var. Bu caiz mi! Şimdiye kadar kim ne yapmışsa o da yapmış olan arıza Şakir atladı: — Bizim arkadaşlar ile Dumanlı'da 2 kamyon define çıkardık. Herkes dönmüş Şakir'e bakıyordu. Erol: — Hadi lan! İki kamyon define mi olur? Şakir: — Bir kamyon kazma kürek doluydu. Şahin: — Ee ondan sonra ne yaptınız! Altınlar nerede? Şakir: — Jandarma çevirmesine denk geldik. Bırakıp kaçtık. Telefon çaldı, Veysel açtı ve sandalyede uyuyan Aytaç’a: — Aydın seni çağırıyor. Aytaç, uyuduğu sandalyeden hemen kalkıp: — Edeceğim böyle işin içine. deyip kalktı ve gitti. Veysel: — Adam, Cengiz Hoca'nın makam şoförü, ikide bir adamı işe gönderiyorlar. Şahin: — Aydın, kendinden büyük birini istemiyor burada. Erol: — Hüseyin de makam şoförü ama ona dokunamıyor. Şakir: — Onun arkası sağlam. Hasan: — Bu Aytaç ve Hüseyin kimlerin makam şoförü! Erol: — Taksici kırığı. Şimdi sana da bir makam verirler, sen de olursun kapı açan. O sırada ikinci uykucu Metin gözlerini açtı: — Ne oluyor burada! Odada bulunanlar kahkaha attı. Sırayla şoförler göreve gitmeye başladı. Hasan tek başına bekliyordu. Hasan bunu sık sık yaşıyordu. Kendini Kemal Sunal’ın filmindeki gibi özel dosyayı alıp müdürün odasından çağrılmayı bekleyen bayan memura benzetiyordu. Böyle durumlarda ya müdürün ya da Aydın abinin veya oradaki diğer amirlerin özel veya resmî işlerine giderdi. Bu durum ağzının sıkı olmasından mı kaynaklanıyordu yoksa verilen işleri hızlı ve sorunsuz yerine getirdiğinden mi kaynaklanıyor bilemiyordu. Böyle düşünceler içinde iken telefon çalmış. Aydın, "Hasan, gel," demişti. Hasan, arabayla Aydın’ın Çağlayan'daki evine gitmiş, oradan Aydın’ın hanımını almış ve Kâğıthane’ye geçmişlerdi. Burada Irak Savaşı'nda Türkiye'ye sığınan bir aile vardı. Hasan ara sıra Aydın Hanım'ı buraya getirirdi. Ailenin çocuklarından birisi hastalanmıştı. Onu alıp Bayrampaşa Sağmalcılar Cezaevi'nin karşısında bulunan Aydın’ın hemşerisi doktora götürdüler. Bu aile kaçak yaşadığı için T.C. kimlik kaydı yoktu. Bu doktor onlara bedava bakar ve ilaçlarını karşılardı. Çocuğu baktırıp aileyi eve bıraktıktan sonra da Aydın'ın hanımını eve götürüp iş yerine döndü. Bu gibi işler Hasan’da ve o işi verende kalırdı. Soran olursa da "Falanca yerdeydim," derdi. Çay almış, odada tek başına oturuyordu. Bir bayan çalışan içeri girdi ve elindeki zarfı Hasan'a uzattı. Hasan: — Bu nedir? Bayan: — Postaneye gidecek. Hasan: — Postane İstiklal Caddesi'nde, orası yürüyüş yolu, oraya araba girmiyor. Hasan’ın keskin çıkışı karşısında bayan sendeler gibi oldu ve: — Ama ben sordum. "Şoförlere ver, onlar götürür," dediler. Hasan: — Kim dedi? Bayan: — Salih Bey. Hasan: — Salih Bey'e verin o götürsün. O da şoför. Bayan bu karşılığı beklemediği için allak bullak olmuş şekilde dönüp gitti. Hasan gözlerini kapattı ve cebinden çıkardığı tespihle oturduğu koltuğun üzerinde dersini çekmeye başladı. Yine tavan yarılmış, gökyüzüne bakıyordu. Ağrıyan boynuna masaj yapan Metin’in ellerini hissetti. Kendine geldi. Metin: — Ne yapıyorsun sofi? Yine tespih elinde uçup gitmişsin! Hasan: — Bunu burada bir tek sen anladın. Metin: — Oğlum biz anlarız, sen bizi ne sanıyorsun! Güldüler. Hasan: — Metin evlilik düşünmüyor musun! Metin: — Düşünüyorum da, biliyorsun bu yaşımıza kadar doğru dürüst bir işimiz yoktu, bundan sonra da bakacağız. Sen benim için dua et. Hasan: — Ediyorum Metin. Metin: — Biliyorum. Hasan: — Sen de biraz çaba göster, etrafına bak. Metin: — Valla Hasan, bizim oralardan evlenmek istemiyorum. Hasan: — Buralardan bak. Metin: — "Kürdüm" diye aşağılar bakışları var, buradakiler bana bakmaz. Hasan: — Peki muhasebedeki Ayfer’e ne dersin, onun da yaşı senin gibi geçmiş! Metin: — Hasan, Ayfer senin evli olduğunu bildiği hâlde sana yanık gibi. Hasan: — Sen bunları bırak. Olur mu! Onu söyle bana. Metin: — Olur. Hasan: — Ben bir ağzını arayayım. Hasan, bu konuşmadan sonra kalkıp göreve gitti ve yoldayken bir arkadaşı aramış; Nur cemaatinin gazetelerinden birisi olan Bugün gazetesini almasını istemişti. Bunun üzerine bir yerde durup gazeteyi almış. İlk sayfada flaş haber: "Kamuoyunda Cübbeli Ahmet olarak bilinen Ahmet Mahmut Ünlü’nün porno görüntüleri..." diye devam eden gazeteyi elinde parçalayıp, bunu üç ay önce söyleyen İsmet’i hatırlayıp “La havle” çekti.

İlgili Yazılar

ENGELLENEN HAYAT

02 Mar 2026

ENGELLENEN HAYAT

02 Mar 2026

ENGELLENEN HAYAT

02 Mar 2026

Yorumlar (0)

Yorum Yaz