Edebiyat

ENGELLENEN HAYAT

KISMET Gün boyu takside çalışan Hasan, amcaoğlu Erkan’ın kına gecesine geçmişti. Ağa’nın yerinde çalan davul zurna eşliğinde millet halay çekiyordu. Hasan, Adem, Yusuf ve Gökhan orada bulunanlara hizmet ediyordu. Kına gecesine gelenlerden bazıları Hasan’a takılıyordu; “Hasan sıra sende, senin kınanı ne zaman yapıyoruz?” diyorlardı. Hasan, “Çıkmaz ayın son çarşambasında,” diye espri yapıyordu. Onlar da, “Yani kırmızı kar yağmadan olmaz diyorsun,” diyorlardı; öyle gırgır şamata düğün havası vardı. Gecenin ilerleyen saatlerinde gençlerle beraber eve geçip “Ece boyu”, “Elif azani”, “Kaynar kazanı”, “Kaç kabak”, “Arı dız dız” gibi geleneksel dayaklı oyunlar oynadılar ve kınaları da yakıp yattılar. Ertesi gün araç konvoyuyla beraber gelin alınmış ve düğün salonuna geçmişlerdi. Hasan, Adem, Yusuf, Gökhan gelenlere yemek dağıtıyordu. Düğün bitiminde, Erkan’ı döverek gelinin yanına atmışlardı. Hasan Fatih’te bulunan Yavuz Sultan Camii’nin bahçesindeki Haliç’e bakan tarafta bulunan banklara oturmuş İstanbul’u seyrediyordu. Buradan Taksim, Mecidiyeköy, Levent’in yüksek binaları, Haliç boydan boya görülüyordu. Beyoğlu, Kasımpaşa, Sütlüce, Halıcıoğlu, Eminönü ve Karaköy ayaklarının altındaydı. Hasan takside çalışırken taksiyi çekip vakit namazlarını kılmak için belirlediği yerler vardı. Burası onlardan biriydi. Taksiyi caminin altındaki, Osmanlı İmparatorluğu ve Bizans döneminde su sarnıcı olarak kullanılmış olan Çukurbostan’a çekiyor, bu camide namazını kıldıktan sonra Yavuz Sultan Selim’in türbesini ziyaret edip Fatiha okuyup banklara oturup tarihi hava içerisinde biraz dinleniyordu.Gözlerini yumdu, biraz öyle kaldı; peş peşe gelen iki patlama ile sarsıldı. “Yine kâbus mu görüyorum?” dedi. Etrafa baktı, iki yerden gökyüzüne dumanlar yükseliyordu; biri Levent tarafından, biri de Beyoğlu tarafındandı. Hasan hemen taksiye atladı, Şirinevler’e yöneldi fakat E-5 karayolunda kaçış trafiği vardı. Ne olduğunu anlamak için radyoyu açmak istedi, eli titriyordu; o halde radyoyu açtı. Son dakika: Levent’te bulunan HSBC Bankası Genel Müdürlüğü’ne ve Beyoğlu’nda bulunan İngiliz Başkonsolosluğu’na bombalı saldırı düzenlendi. Ekipler çevrede geniş güvenlik tedbirleri almış, İstanbul’daki birçok yol trafiğe kapatılmıştı. Hasan birkaç gündür taksiyi çalıştırmıyordu. Evdeydi; annesi Hasan’a kız bulma telaşı içindeydi. Akrabaların kızları düşünülüyordu çünkü Hasan’a ancak bunlar kız verebilirlerdi. Ama bir türlü sonuca ulaşılamıyordu. Yani akrabaları bile Hasan’a kız verme konusunda çekimser davranıyorlardı. Hasan bunu biliyordu. Hasan annesine birkaç kız ismi vermişti. Fakat oradan da elleri boş dönmüşlerdi, hatta o günlerde rüyasında gördüğü, Nisangül’ün yakın liseden arkadaşından bile olumsuz cevap almışlardı. Hele bir tanesi, “Ben onu istemiyorum, o titriyor,” demişti. Hasan Fetih Mescidi’nin sohbet yerindeydi. Sohbet yeri satın alınmış, tamirat yapılmış ve çok hoş bir yer olmuştu. Hasan buraya çok emek vermişti. Para toplamış ve yapılan tamirat işlerinde amele gibi çalışmıştı. Tamirat olayını Hasan’ın liseden arkadaşı, AK Parti Bahçelievler İlçe Gençlik Kolları Başkanı Ali yaptırmıştı. Hasan geleceğe eser bıraktığı için mutlu ve gururlu idi. Burada insanlar dinini öğrenecek, Kur’an’lar okunacak, Arapça öğreneceklerdi. Daha bu başlangıç idi. Daha ne hizmetler edeceklerdi ama sohbete gelen insanların belli bir zaman sonra gelmemesi ile ilgili bir sorun vardı. Bunu Murat Hoca ile konuşup halletmesi gerekiyordu. 2 araba ile Kurtköy’e doğru gidiyorlardı. Arabada Hasan, Murat Hoca’nın kuzeni, Köse’nin Yuvacık köyünden kemer tokası işi yapan Adem Seven ve Hümmet vardı. Diğer arabada Murat Hoca, Memati vardı. Hasan’ın cemaat dağılmasın diye Murat Hoca’ya yaptığı uyarıların biri sonuç vermişti: “Hocam arkadaşlarla ara sıra gezmeye gidelim.” Şu anda onu yapıyorlar; Ömerli Barajı’na 2 gün kamp yapıp balık tutmaya gidiyorlardı. İnsanlara ve farklı düşüncedeki cemaatlere karşı sert davranmamasına dair uyarıyı ise “Bize sağlam azlık yeter,” deyip geçiştirmişti. Hümmet arabayı hızlı sürüyor, Adem önde, Hasan arkada oturuyordu. Diğer araç ile arasını açmıştı. Hasan yolu biliyordu ve tarif ediyordu. Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nü geçmişlerdi. Kavacık kavşağını geçip TEM otoyoluna bağlanmalarına az kalmıştı. Hasan’ın gözleri kararır gibi oldu. Ümraniye sapağında TEM’e ayrılmaları gerekirken TEM yolu Hasan’a karanlık göründü ve arabayı Sarıgazi yoluna döndürdü. Hümmet: — Hasan emin misin buradan gidildiğine? Hasan: — Bilmiyorum. Adem: — Ne demek bilmiyorum? Sen defalarca Murat Hoca’yı Kurtköy’e götürmedin mi! Hümmet: — Bir de taksici olacaksın! Yolu sapıttırdın bize. Hasan: — Bilmiyorum. Adem: — Hümmet şu kenarda dur da birine sorayım. Dönüp TEM yoluna bağlanmışlardı, arkada kalan 2 arabayla denk geldiler. Hümmet ile Adem şaşırmışlardı, yola devam ettiler. Hümmet bir zaman sonra yine hızlandı. İkinci araba yine geride kalmıştı. Hasan dalgındı. Tarikat dersi çekerken bazen içi geçiyordu, öyle olmuştu. TEM yolunda çalışma vardı ve yolun karşı tarafı trafiğe kapatılmış, yol bir şerit İstanbul tarafına, iki şerit ise Kurtköy tarafına verilmişti. Tam da karşı tarafın bu yola bağlandığı yere gelmişlerdi. Burada yol tek gidiş 3 şeride çıkıyordu ki Adem’in çalan telefonu ile Hasan kendine geldi. Telefondaki Murat Hoca idi: “Araba bozuldu, geri dönün.”Arabayla karşı şeride geçtiler, epey gittikten sonra Murat Hoca ve diğerleri arabayı emniyet şeridine çekmiş onları bekliyorlardı. Hasan arabayla biraz uğraştıktan sonra itme vurdurma yöntemiyle arabayı çalıştırmayı başardı. Yollarına devam ettiler ve Ömerli Barajı’nın kenarında kamp yapmaya uygun bir yerde, Murat Hoca’nın kaynatasına ait antika minibüsün içinde kamp yapıp balık tutmuşlardı. Gece herkes uyumuş, Hasan uyuyamamıştı. Gecenin karanlığında gölün üstüne düşen aya baktı, sonsuz uzay boşluğunu düşündü. Bu sonsuzluk içinde dünyadaki kum gibi çok insanları ve hayvanları ve onların bu sonsuz boşluktaki yer kapladığı kütleyi düşündü. Bu kadar küçük bir yer kaplayan insanlığın birbirlerini yok etmek için ürettiği nükleer bombaları düşündü. “Ne kadar küçüğüz fakat çok büyük işler yapmaya çalışıyoruz,” dedi ve içi ürperdi. Titremeye başlayınca battaniyeye sarıldı, gözlerini yumdu, cebinden tespihini çıkarıp tarikat dersini çekmeye başladı. Gün boyu takside çalışmışlığın verdiği yorgunlukla evde yatağa uzanmış yatıyordu. Bir sağa bir sola döndü, uyuyamadı. Aklı Adem’de idi. Zeynep ile Adem onun evlenmesini bekliyorlardı. Onların yolunu açmalıydı, evlilik olayını çözmeli idi. Adem’e dayanamıyordu, onu çok seviyordu. Önüne ilk çıkan kızla evlenmeli idi. Buna biraz bozulmuştu, onun istediği onu yukarı itebilecek bir hayat arkadaşı idi. Murat Hoca ona medrese mezunu bir hoca hanım teklif etmiş fakat Hasan kabul etmemişti. Çünkü onların tek tip yetiştirildikleri ve çok ufak şeylerden büyük meseleler çıkarabildikleri için Hasan’ın çeşitlilik içeren hayatına ters gelebilirdi. Hasan “Yaradılanı severiz Yaradan’dan ötürü” düsturu üzerine idi. Onlarda bu yoktu, sadece kendileri gibi olanlara daha yakındılar. Bu düşünceler içinde iken içeriden oturma odasında minik Talha’nın ağlama seslerini duydu. Talha uyanmıştı. Kalktı ve odaya geçti. Talha’yı kucağına aldı, öptü, kollarında sallamaya başladı. Talha’yla Hasan arasında bir bağ kurulmuştu. Hasan’ın yanında sakinleşiyordu. Hasan, Nisangül’e baktı ve gülümsedi. Hasan: — Nisangül hoş geldin. Nisangül: — Hoş bulduk abi. Geldiğimde içeride yatıyordun, uyuyorsun diye ses etmedim. Hasan: — Geldiğini duydum ama uyumuyordum, biraz yorgunluğumu atmaya çalışıyordum. Anne: — Oğlum çok yoruyorsun kendini. Taksiyi üçte vermen gerekirken beşte veriyorsun babana. Biraz dikkat et oğlum, daha yeni apandisten, sonra da basurdan çektin. Hasan: — Anne beni biliyorsun, parayı böyle kazanıyorum. Nisangül: — Bari pazar günleri için şoför bulun, sen de dinlen. Diğer taksiciler hep böyle yapıyor. Hasan: — Daha önce de bunları konuştuk, babamla hiçbir şoför çalışmıyor. Anne: — Oğlum Rahime Teyzen seni rüyasında görmüş. Hasan: — Nasıl bir rüya görmüş? Anne: — Kimsenin inemediği derin bir kuyuya inip yukarıya suyu çıkarmışsın. Hasan: — Yapma yaa. İlginç. Nisangül: — Abi annemle konuştum, benim görümcem Darıca’da oturuyor. Onların orada bir kız varmış, istersen gidip bir bakalım, ha ne dersin? Hasan’ın aklına Adem ve Zeynep geldi, sonra toplumun ona bakışı geldi ve “Olsun, gidip bakalım,” dedi. Hasan İbrahim’in arabasını alarak annesi, Nisangül, Fransa’dan gelen Tutuya Teyzesi ile Kocaeli’nin şirin bir ilçesi olan Darıca’ya gitmişlerdi. Gelin adayı ile görüşmüşlerdi. Gelin adayı Hasan’a, “Annenle babanla mı oturacağız, yoksa ayrı mı oturacağız?” diye sormuştu. Hasan, “Annemlerle oturmayı tercih ederim ama ileriki zamanlarda bakarız. Gönüller bir olsun,” demişti. Hoş ve güzel bir kızdı ama Hasan’ın kafadan değildi. Hasan onunkilere anne baba diyebilirdi ama o Hasan’ınkiler diyemezdi. Müsaade isteyip çıktılar. Dönüş yolundaydılar. Tutuya Teyzesi ön koltukta oturuyor, annesi ve Nisangül arka koltukta oturuyordu. Düşünüyordu, bu iş olmayacaktı; kız Hasan ile değil de kiminle kalacağı ile ilgilenmişti. Yanındakiler Hasan’dan cevap bekliyordular. Tutuya Teyze: — Hasan ne diyorsun, bu kız olsun mu? Hasan: — Tamam olsun. Tutuya Teyze: — Oh be, olsun tabii. Hele oynak hava müzik aç da neşelenelim. Hasan gülümsedi. Teybin aç düğmesine bastı. Fincanı taştan oyarlar İçine bade koyarlar Taksideydi, çalışıyordu. Yolcular alıyor, onları bir yerlere götürüyor, tekrar yolcu alıyor, tekrar onları da gitmek istediği yere götürüyordu. Sanki gökten yolcu yağıyordu. Bir ara saatine baktı, öğle namazını kılması gerekiyordu. Yolcuyu Bakırköy Meydanı’na bıraktıktan sonra, yolcu almadan meydanın arka tarafında bulunan Zuhuratbaba Türbesi’ne gelmeden bir cami vardı, oraya yöneldi. Abdest aldı, namaza durdu. Bu cami de Hasan’ın belirlediği, taksiyi rahat önüne çekebileceği camilerden birisiydi. Namazda Zuhuratbaba Türbesi’ni düşündü... Burası da kadınların gelip tel bağladığı, istekte bulunduğu yerlerden birisiydi. Ne acayip işlerdi bunlar. Namazı bitirip camiden çıktığında hırsızın taksinin kapısını açmaya çalıştığını gördü. Hırsızla göz göze geldi. Hırsız telaşla elini beline atıp Hasan’dan bir hareket bekliyordu. Hasan onun gözlerine baktı, hiçbir hareket yapmadı ve hırsıza başıyla “Kaybol,” işareti yaptı. Hırsız arkasını döndü ve hızlı adımlarla oradan uzaklaştı. Hasan “La havle” daha çekti, taksiye binip yoluna devam etti. Bu sefer teybi kurtarmıştı. Hasan bir cuma günü Fatih Camii’nin arka tarafından Balat’a inen Haliç Caddesi’nde Cübbeli Ahmet Hoca’nın mescidine denk gelmişti. Orada hocanın sohbetini dinlemiş, arkasında cuma namazını kıldıktan sonra dışarı çıkıp taksinin yanına gittiğinde taksinin kapısı açılıp teybin çalındığını gördüğünde, “Bu memlekete şeriat lazım,” demişti. İyice içi darlanmıştı, bu meslekte gördüklerini başka hangi meslekte görebilirdi diye düşündü. Bu işi bırakmalı idi, ama nasıl? Akşam olmuş, eve geçmişti. Evde Nisangül, Anne, Tutuya ve Rahime Teyze vardı. Yemekler yendi, çaylar içiliyordu. Annesinin bir garip bir şekilde kendisine baktığını gördü. Hasan: — Hayırdır anne, Darıca’dan hayır haberi mi geldi? Anne: — Evet oğlum. Hasan: — Üzme kendini! Hayırlısı. Nisangül: — Abi Fatmanur’un babası seni rüyasında görmüş. Fatmanur’a demiş ki: “Üzülmeyin, Hasan’ın işini Allah yapacak.” Hasan: — Vay be, iş nerelere vardı. Rahime Teyze: — Onlar seni bilmiyorlar. Sen biz İstanbul’a geldiğimizden beri bizi kollamaya çalıştın. Hasan: — Teyze o nasıl söz, tabii ki yapacağız. Tutuya Teyze: — Hasan, bacım Aytengilin orada bir kız varmış. Ayten’in gelini Semigül’ün arkadaşı imiş, o demiş. Gidip bir bakalım mı? Hasan: — Bunlar kimmiş, nerelilermiş? Anne: — Gümüşhane’nin Pehlivantaşı Köyü’ndenmişler. Ayten’in kızı Esmeray’ın kocasının köyündenmişler. Hasan: — Boşa kürek çekmek istemiyorum. Bu sefer istihareye yatacağım. Anne: — Tamam oğlum, istihareye yat, ona göre gidelim. Hasan istihare namazı kılmış, kıbleye doğru sağ yanına yatarak uykuya dalmıştı. Rüyasında kendisini gözleri kamaştıracak kadar parlak olan beyaz bir damatlığın içinde görmüştü, uyandı ve bunu hayra yordu. Kalktı ve abdest alıp gece namazını kıldıktan sonra bir köşeye çekilip dersini çekmeye başladı.

İlgili Yazılar

ENGELLENEN HAYAT

02 Mar 2026

ENGELLENEN HAYAT

02 Mar 2026

ENGELLENEN HAYAT

02 Mar 2026

Yorumlar (0)

Yorum Yaz