Edebiyat

ENGELLENEN HAYAT

KAVUŞMA Takside İstanbul’un merkezine gitmemiş; Bahçelievler, Bağcılar ve Güngören çevresinde çalışıyordu. Çünkü iş adamı Sakıp Sabancı vefat etmişti. İstanbul’da bütün anayollar kapatılmıştı. Cenaze namazı Fatih Camii’nde kılınıp Zincirlikuyu Mezarlığı’nda toprağa verilecekti. Sakıp Sabancı, Vehbi Koç ile Türkiye’nin 2 zengininden birisi idi, devlet töreni ile defnedilecekti. Milletçe Sakıp Sabancı konuşuluyor, iyilikleri anlatılıyordu. Milletçe yas tutuluyordu. Sultanbeyli’de idiler, düğün işlerini konuşuyorlardı. Düğünün haziran ayında olmasına karar verilmiş ve kız tarafından gelebilecek yanlışları önlemek için her şeyi en ufak ayrıntısına kadar düşünüp ona göre konuşuyorlardı. Her şey konuşulmuştu; gelin alma törenindeki kapı açma parasına kadar hesaplanıp peşin olarak verilmişti. Çünkü Hasan ve ailesi çok korkuyordu. Bunların kızlarının gelin olarak gideceği evde nasıl bir hayat süreceği umurlarında değildi. Bu kadar yanlışla gelen gelinin, damadın ailesi tarafından kabullenilmesinin ne kadar zor olacağını düşünmüyorlardı. Türk milletinde gelenekleşmiş bir hal alan gelin kaynana arasındaki kavgalarına en büyük sebepleri oluşturuyorlardı. Kız tarafından “Kameraya para vermeyin, gelinin halasının kamerası var, o çeker,” denilince aile şaşırmıştı; diğer masraflarda hiç damat tarafını düşünmeyen kaynanası kamera masrafını düşünmüştü. Hasan’ın kına gecesi Ağa’nın yerinde yapılıyordu. Sağdıçları Uğur ve Muhammet idi. Gelenlere ikramlar yapılıyor, davul zurna eşliğinde halaylar çekiliyor, halk oyunları oynanıyordu. Gelenler içinde Köseliler, AK Parti İlçe Başkanlığı mensupları, Hasan’ın Galleria’dan arkadaşları vardı. Davetli ağırlama işi gece yarısına kadar sürdü. Gece kalacaklar Hasan’ın evine geçtiler. Hasan hüzünlenmişti, beklediği kalabalık evde yoktu. Oysaki Hasan bütün arkadaşlarının kına gecesinde kalmış, onlarla oyunlar oynamış, kına yakmıştı. Onların yarısı bile yoktu. Herkes mazeret öne sürmüş ve gece Hasan ile kalmaya gelmemişti. Hasan üzüntüsünü belli edip gelenleri üzmemek için gözlerini kaçırıyordu. Bunu fark eden arkadaşları Hasan’ı güldürmeye çalışıyorlardı. Hasan kendini topladı, oynanan oyunlara katıldı. Geleneksel dayaklı oyunlar oynandı, yemekler yendi, kınalar yakıldı ve yatıldı. Hasan yastığa başını koyduğunda bu gece olanları düşündü ve yarın düğünde de aynı şeyler olacağına benziyordu. Gözlerini tavana dikti! Baktı baktı, yine aynı şey oldu; tavan yarıldı, gökyüzü yıldızlarla dolu idi. Ay Hasan’a gülümsüyordu. Kalktı, abdest aldı, gece namazı kıldı ve bir köşeye çekilip dersini çekmeye başladı. Hasan damatlık tıraşını olmuş, damatlığını giymiş, gelin arabası ve araç konvoyu ile Sultanbeyli yolundaydı. Hasan siyah damatlık içinde idi. Aslında Hasan rüyalarındaki gibi beyaz damatlık giymek içinden gelmişti ama beyaz damatlık topluma ters idi. Gelin evinin kapısında idiler; araba teyplerinden çalan oyun havaları ile millet oynuyordu. Hasan bütün zorluklara rağmen âşık olduğu Fadik’i bembeyaz gelinlikler içinde göreceği için heyecanlı idi. Ancak ailesi yine yapmıştı yapacağını; adetler gereği alınan kapı açma parası gibi bir sürü şey için istenen paraları, toptan verdikleri halde paraları tekrar alıyorlardı. Damat tarafı sinirlenmişti. Fakat onlar olay çıkmasın diye seslerini çıkarmıyorlardı. Gelinin halası kamera ile gelin alma merasimini çekiyordu. Bembeyaz gelinlik içinde Fadik, Hasan’ın babasının kolunda çıkmıştı. Normalde Hasan’ın kolunda çıkması gerekiyordu ama gelin tarafı öyle olmasını istedi. Bakalım daha neler göreceklerdi. Gelin arabası Sultanbeyli’den Şirinevler’e doğru yola çıktı. Hasan aşk ile Fadik’e bakıyordu. Sevda böyle bir şeydi, uğruna nelere katlanılmazdı ki! Hasan içinden türkü mırıldanıyordu: Al fadimem gül fadimem. Yanakları bal fadimem. Uyan uyan sabah oldu. Namazını kıl fadimem. Gelin arabası Şirinevler Ulu Cami düğün salonu önüne yanaşmıştı. Hasan erkek tarafına geçmiş, gelin kadın tarafına geçmişti. Davetliler gelmiş, herkes yerini almıştı. Damat sağdıçları Muhammet ve Uğur ile damat masasına oturmuştu. Biraz sonra ikram edilen yemekler yenmeye başlamıştı. Hasan davetlilere baktı, kına gecesinde aklına gelen başına gelmişti. Düğüne katılım düşüktü. Oysaki, hiçbir düğüne katılmayan babasının yerine bütün düğünlere Hasan gitmiş ve kendi cebinden karşıladığı takıları takmıştı. Millet Hasan’ı baz almamış, babasını baz almıştı. Erbay abisinin parti teşkilatından arkadaşları oradaydılar. Fakat Hasan’ın Fetih Mescidi Derneği’nden sohbet arkadaşları gelmemişti. Gözleri Yunus’u aradı ama o Tatvan’da idi. Murat Hoca Kur’an’dan aşır okudu ve evlilik üzerine vaaz vermeye başladı. Biraz sonra orada olanlardan bazıları "Vaazı uzatma" demek için saatlerini Murat Hoca’ya göstermeye başladılar. Bu yapılan hareket, hocalar vaazı biraz uzatınca her düğünde yapılan bir şeydi. Murat Hoca vaazı uzatmayıp dua kısmına geçti ve dualar edildi. Erkek tarafında takılar takılmaya başlamıştı. Yakın akrabaları altın takıyor, diğerleri para takıyordu. Takı merasimi bitmişti ve Hasan kadın tarafına geçmiş ve gelinin yanına oturmuştu. Kadınlar tarafında da takı merasimi başlamıştı. Gelinin teyzesi kamera ile takı takma merasimini çekmeye başlamıştı. Takılar takılmış ve gelin tarafının vedalaşma zamanı gelmişti. Gelinin akrabaları gelinle vedalaşmış, en sona kalan gelinin annesi geline uzun uzun sarıldı. Damat tarafı olaya müdahale etmedi ve bekledi. Gelinin annesine gelin tarafı müdahale edip alıp gitmişlerdi. Hasan bu olanlara şaşkın şaşkın bakarak gelinin elini tutmuş ve ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Damat tarafındaki kadınlar kızgın kızgın kaynananın arkasından bakıyordu. Düğün salonunun dışına çıkılmış, kapıda damat tarafından bekleyenler vardı; gelin tarafı çekip gitmişti. Alkışlar arasında gelin arabasına binilip gelin arabası turuna çıkılmıştı. Hasan yine yalnız idi çünkü konvoyda Muhammet’in sürdüğü gelin arabası, abisinin arabası ve amcaoğlu Erkan’ın arabası vardı. Oysaki Hasan arkadaşlarının düğün konvoylarına abisinden aldığı arabayla katılmıştı. Tur atıldıktan sonra evin önüne arabalardan inilip biraz halay çekildikten sonra eve çıkıldı. Tam evden içeri gireceklerken annesi bir cam bardağı yere koymuş ve gelin bardağa basıp bardağı kırmıştı. Hasan, “Bir hurafe daha,” deyip bir “La havle” daha çekti.

İlgili Yazılar

ENGELLENEN HAYAT

02 Mar 2026

ENGELLENEN HAYAT

02 Mar 2026

ENGELLENEN HAYAT

02 Mar 2026

Yorumlar (0)

Yorum Yaz