Edebiyat

ENGELLENEN HAYAT

KAVGA Hasan takside sabah çalışmaya başlamıştı. Babası gündüz Hasan gibi çalışıp para kazanamıyordu. Gelir azalınca babasının isteği üzerine vardiyayı değiştirmişlerdi. Ama babası bir yandan da baskı yapıyordu. Sabah Anadolu’nun çeşitli yerlerinden gelen otobüs firmaları Şirinevler Ulu Camii’nin yanında yolcu indiriyor, taksiciler de yolcuları alıp bir yerlere götürüyorlardı. Fakat yolcuların köylerinden getirdikleri çuvallar içindeki köy ürünleri taksinin bagajına ya sığmıyor ya da içindeki sıvı maddeler akıntı yapıp taksinin bagajını kirletiyordu. Babası sabah oraya gidip yolcu almasını istiyor, Hasan kabul etmiyordu. Babası da sabahın erken saatlerinde kalkıp oraya gidip kısa mesafeli yolcular alıyor, çuvallardan akan yağ ve süt ürünleri bagajı kirletiyordu. Ve bagaj gün boyu kapalı kaldığı için koku yapıyordu. Hasan babasına sert çıkıyor, babası bir şeyler söylenip duruyordu. Hasan kendini frenliyor, çekip gidiyordu. Sabahları taksiyi Şirinevler Meydanı’nın Ataköy tarafına çekiyor ve şehir merkezine yolcu almaya çalışıyordu. Çünkü iş ve para oralardaydı. Yolcu aldı, “Topkapı,” dedi. Yola çıkıp radyoyu açtı; yeni vefat etmiş olan Cem Karaca’nın: Dervişanız hak dost deriz Dervişanız dervişan Allah yar yar Allah yar yar Allah yar yar Allah yar Allah yar yar Allah yar yar Allah yar yar Allah yar Şarkısını dinleyerek Topkapı’ya doğru yol alırken, yolcu da aşka gelmiş sesli ve elli nakarat yaparak: Yol bir, akıl bir Bak da görebil Sev, korkma sakın Rab sana yakın Allah yar yar Allah yar yar Allah yar yar Allah yar Yolcu bıraktı, Hasan devam etti: Üç var, yedi var On iki var, kırk var Altı bin altı yüz altmış altı inen var Allah yar yar Allah yar yar Allah yar yar Allah yar Topkapı’da yolcu “Oh be, bu iyi geldi!” deyip indi. İstanbul kazan o kepçe karıştırdı, durdu! Aksaray, oradan da Taksim derken öylece gün bitmiş ve eve gelmişti. Evde herkes bir odada idi; annesi ile babası kavga etmiş, Fadik ile annesi kavga etmiş... Hepsi ayrı odada birbirlerini suçluyorlardı. Bir de her evde görülmeyen kaynata-gelin kavgası onların evde görülmüştü. Hasan kavgaların ortasında kendi nefsi ile kavga ediyordu. Kimseye bir şey demeden küçük odasına geçti. Bu oda onun namaz kıldığı, tefekkür ettiği ve tarikat dersini çektiği yerdi. Tarikat dersini çekerken içi geçer, oturduğu yerde uyur ve çeşitli rüyalar görürdü. Birden bir bağırtı ile kendine geldi, annesinin bulunduğu odaya koştu. Babası “Ölsün,” diye annesinin kafasına yumrukları sıralıyordu. Hasan araya girdi. Ve babasını aldı, babasının annesinden ayrı yattığı odaya götürdü. Kapıyı kapattı. Fadik’e baktı, Fadik korku dolu gözlerle Hasan’a bakıyordu. Hasan ona başıyla kendi odasına geçmesini işaret etti. Fadik hemen odaya geçip kapıyı kilitledi. Hasan yemek bile yememişti. “Sufi adama yakışmıyor,” diyerek sigarayı bırakalı 6 ay olmuştu. Sigaraya karşı direniyor, kendi kendine kavga ediyordu. Dışarı çıkıp bir paket sigara alıp peş peşe yakmak istiyordu ama babasının yine annesine saldırmasından korkuyordu. Yatak odasının kapısını tıklattı ve açılan kapıdan içeri girip yatağa uzandı, başı dönüyordu. Karanlıkta kapkara balon gibi bir şeyin şiştiğini gördü. Dış kapının tıkırtısı ile kendine geldi. Babasının gittiğini anladı. Fadik’e “Haydi biraz dışarı çıkalım, biraz hava alalım,” dedi. Fakat Fadik kabul etmedi. Hasan, Fadik’in kızgın kızgın bakan gözlerine baktı, ısrar etmedi. Hasan odadan annesinin yattığı oturma odasını kontrol etti. Annesi bu gibi durumlarda her zaman yaptığı gibi yeşil renkli kapağı olan büyük Kur’an’ını alıp okumaya başlamıştı. Hasan usulca dışarı çıktı, önce bakkala uğrayıp bir paket sigara ve atıştırmalık bir şeyler aldı. Evlerinin yukarısında küçük bir park vardı, oraya gitti ve bir banka oturup aldığı atıştırmalıkları yedikten sonra birkaç tane sigarayı peş peşe içti. Başı dönmeye ve elleri ayakları titremeye başladı. Epey bankta oturmaya devam etti ve içinden: Allah yar yar Allah yar yar Allah yar yar Allah yar Allah yar yar Allah yar yar Allah yar yar Allah yar Bakırköy sahilde oturmuş denize bakıyordu. Önce babasını düşündü; nasıl gelmişti bu hale! Annesine olan bu kini nedendi? Takside kendi çalışmayıp da işsiz kalan eski arkadaşına veren adama ne oluyordu da böyle bir adama dönüşüyordu? Sormuştu bir kere! “Sen şimdi anlamazsın, evlenince anlarsın,” cevabı almıştı. Şimdilik babasının ne demek istediğini anlamıyordu, “Yaşayıp görecekti!” dediğini. Bir sigara daha yaktı. Annesini düşündü; ne olmuştu? Oysaki annesi çocuklarına karşı çok merhametli idi. Hasan ilkokulda öğretmenin verdiği deftere yazı yazma ödevini ellerindeki titremeden tam yazamazdı ve uyuyakalırdı. Annesi okuma yazma bilmediği halde kitaptaki harflere bakarak harf harf deftere yazardı. Dağdan sırtında odun getirirdi. Ama çocuklarının her çocuğun oynadığı misket oynama, uçurtma yapıp uçurmalarına, kızak yapıp kaymalarına ve derede yüzmelerine “Babanız gibi serseri olursunuz!” diye izin vermezdi. Oysaki o 16 yaşındayken kocaya kaçmıştı. Hep kendi kendine “Babamın ahını aldım,” diye dövünürdü. Bir sigara daha yakmıştı. Fadik’i düşündü. Onun ailesi Hasan ile evlenirken Fadik’in gerçek yaşını gizlemişlerdi. Hasan’dan 4 yaş büyük olduğu ortaya çıkmış ve Hasan Fadik’e sorduğunda, Hasan’ı terslemiş; Hasan da hamile kalabilmek için tedavi gördüğü için üstüne fazla gitmemişti. Hasan işten yorgun ve İstanbul trafiğinin verdiği gürültüsünden dolayı kulakları şişmiş halde geliyor, dinlenene kadar etrafındakileri bazen ağır işitiyordu. Bu durumlarda Fadik ona “Dede” diye hitap ediyor, kalbini kırıyordu. Hasan bazen sert karşılık verdiği zaman, “Artık ona o ağzı kim verdiyse, benim kardeşlerim var, beni korurlar,” diyordu. Bu sefer Hasan hepten çileden çıkıyordu. Böyle durumlarda evi terk ediyordu. Bazen de kafası dağılsın diye Fadik’i 1 hafta Sultanbeyli’ye bırakıyor, fakat oradan döndüğünde daha saldırgan oluyordu. Aslında bunun nedenini biliyordu; annesi ve bacıları idi. Hasan’ın annesi Fadik’in bu davranışlarından haberdardı ve oğluna dayanamayıp gelin-kaynana kavgasına tutuşuyorlardı. Babası ise Fadik’e sert davranıyordu. Bu olanları önlemeyen Hasan’ın içinde bir fırtına kopuyordu. O küçük odasında oturmuş dersini çekiyordu. Daldı gitti. Eyüp Sultan’ın türbesinin başında bembeyaz gökyüzüne bakıyor ve dilinde de: Allah yar yar Allah yar yar Allah yar yar Allah yar

İlgili Yazılar

ENGELLENEN HAYAT

02 Mar 2026

ENGELLENEN HAYAT

02 Mar 2026

ENGELLENEN HAYAT

02 Mar 2026

Yorumlar (0)

Yorum Yaz