Edebiyat
ENGELLENEN HAYAT
İMTİHAN
Akşam saatleri... Şirinevler Meydanı’na taksiyi çekmiş yolcu bekliyor ve işinden evlerine gitmeye çalışan insan ve araba seline bakıyordu. Her yer mahşer gibiydi. Şirinevler Meydanı’nda akşam saatlerinde tezgâh açan seyyar satıcıların bağırışları her taraftan duyuluyordu. Hasan, babasının “Karanlıkta çalışamıyorum, gündüz ben çalışayım, akşam da sen çalış,” demesi üzerine akşam çalışmaya başlamıştı. Oysaki Hasan yeni evli idi, belki eşi ile gezmeye gidecekti. Eşinin yeni hayatına alışması, aralarındaki sevginin güçlenmesi için daha fazla vakit geçirmeleri lazımdı ama işte... Ne desin ki!
Hasan darlanmış ve içinden İnşirah Suresi’ni okuyordu:
Resulüm! Biz senin göğsünü açıp genişletmedik mi?
Üzerinden kaldırıp atmadık mı o çok ağır yükünü:
Belini çatır çatır çatırdatan o ağır yükünü!
Senin ismini ve şanını yüceltmedik mi?
Her zorlukla beraber elbette bir kolaylık vardır.
Evet, her zorlukla beraber elbet bir kolaylık vardır.
O halde mühim bir işi bitirdiğinde hemen başka bir mühim işe sarıl.
Dua ve niyazla yalnızca Rabbine yönelip yalvar!
“Kaptan boş mu?” sesi ile kendine geldi ve yolcuyla göz göze geldiler. Yolcuyu tanıyacak gibi oldu. “Buyur,” deyip taksiye bindiler.
Yolcu:
— Başakşehir, Hasan.
Hasan:
— Ben de seni bir yerden tanıyacağım diyorum ama tanıyamadım.
Yolcu:
— Hasan, ben Rahman.
Hasan:
— Tabii yaa! Sen Rahman’sın, sakal bırakmışsın ondan tanıyamadım.
Rahman:
— Olabilir. Taksicilik yapıyorsun, hayırdır!
Hasan:
— Ekmek parası, ne yapacaksın. Sen ne yapıyorsun? Evlilik işi ne durumda?
Rahman:
— Çok şükür be Hasan. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı iştiraklerden olan KİPTAŞ’ta satın alma müdürüyüm. Evlendim, 2 çocuğum var, Başakşehir’de oturuyorum. Sende var mı evlilik?
Hasan:
— Bir ay önce evlendim. İş olarak da gördüğün gibi.
İkisini de bir suskunluk almıştı. Yenibosna’dan sağa dönüp, bütün basın sektörünün binalarının olduğu Basın Yolu denilen yolda, ağır ilerleyen trafikte yollarına devam ediyorlardı.
Rahman:
— Hasan hatırladın mı ilk tanışmamızı? Ulu Cami yaz Kur’an kursunda hoca bırakıp gittiğinde bize hocalık etmiştin. Adın Hasan Hoca kalmıştı.
Hasan:
— Daha küçüktüm, millet bana hoca demeye başlamıştı. Öyle utanıyordum ki.
Gülüştüler.
Rahman:
— Ondan sonra da Milli Gençlik Vakfı’nda yollarımız kesişti. Orada Refah Partisi kazansın diye gece sabahlara kadar afişler asar, mitinglerde görevli olurduk.
Hasan:
— Vay be ne güzel günlerdi, tam bir mücahittik.
Rahman:
— Evet fakat mücahitlik, bütün belediyeleri kazanana kadarmış.
Hasan:
— Evet sonradan anladık. Ben bunu nerede anlamıştım biliyor musun?
Rahman:
— Nerede?
Hasan:
— Hatırladın mı? Belediye başkanlıkları kazanıldıktan sonra Refah Partisi’nin ilk mitingi Beşiktaş İnönü Stadı’nda olmuştu. Büyük bir kalabalık vardı, Erbakan sahaya helikopterle inmişti.
Rahman:
— He yav, zafer mitingi idi, ne büyük coşku içindeydik.
Hasan:
— O gün statta Fatih İlçe Teşkilatı ile Beyoğlu İlçe Teşkilatı arasında bir kavga kopmuştu.
Rahman:
— Hoparlörden yalvar yakarış çağrı yapılarak durdurulmuştular.
Hasan:
— Aynen öyle, meğer işe girme ve ihale alma kavgasıymış, sonra öğrendik.
Rahman:
— Hiç sorma! Şok olmuştuk. Sinirimden iki gün uyuyamamıştım.
Hasan:
— Ben o dönemde işe giremedim ama sen işi kapmışsın.
Rahman:
— Kaptım ama teşkilattan değil.
Hasan:
— Nereden ya?
Rahman:
— Hasan iki sene boyunca mücadele ettim. Baktık ki teşkilattan değil de büyüklerin köylüleri ve akrabaları alınıyor... Benim babamın il genel meclis üyesi tanıdığı vardı, ona dedi de öyle işe alındım. Yoksa bu kadar çakaldan bize sıra gelir mi!
Hasan:
— Peki, bu müdürlük işi nasıl başladı?
Rahman:
— Belediyeye büro personeli olarak girdiğimde lise mezunu idim. Sonra açıköğretimden işletme okudum. Daha sonra da büyük adamları araya soktuk da müdür oldum.
Hasan:
— Vay canına, neler varmış bu hayatta. Bir de Başakşehir işi ne iş!
Rahman:
— Başakşehir, Tayyip Erdoğan tarafından Refahlı bürokratlar ve zenginler için KİPTAŞ’a yaptırılmış konutlardır. Ben de evi o zaman almıştım.
Hasan:
— Hayırlı olsun.
Rahman:
— Hasan, biliyor musun? Buralarda olması gerekenlerden biri de sendin.
Hasan:
— Nasip değilmiş be Rahman.
Rahman:
— Neyse Hasan, geldik. Şu kenarda ineyim. Hadi sağlıcakla kal.
Hasan:
— Eyvallah.
Hasan, Rahman’ı indirdikten sonra yönünü İkitelli Köyiçi’ne doğru yöneltti. Oradan Halkalı, Sefaköy, Yenibosna güzergâhında yolcu arayacaktı. Ortalık karanlıktı. Bir yandan taksiyi sürüyor bir yandan da radyoyu açmış AKRA FM’den Mehmet Zahit Kotku Hazretleri’nin “Dünya hayatı imtihandır, imtihanları kazanmaya çalışın,” diyordu. Hasan, Allah’ın Rahman’ı karşısına çıkararak onu nefis imtihanına soktuğunu düşündü.
İkitelli Köyiçi’ne doğru ilerliyordu fakat Hasan bir gariplik görmüştü; karşı şeritten hiç araba gelmiyordu. Belki yol çalışması vardı, o yüzden de yolu kapamış ve geliş yolunu başka bir yerden vermişlerdir diye düşündü. Biraz daha ilerleyip köyiçine yaklaşmıştı ki ileride bir bağırtı bir çığırtı vardı. Ne oluyor diye anlamaya çalıştı. İkitelli Köyiçi’nden geçen yolda büyük bir kalabalık Abdullah Öcalan’a özgürlük diye bağırıyor, yoldan geçen arabalara saldırıyor ve taşlayıp arabaları parçalıyorlardı. Hasan’a çok yakındılar. Hasan aynadan geriye baktı, arkasında arabalar birikmeye başlamıştı. Herkes geriye doğru gitmeye çalışıyordu. Hasan da geriye doğru gitti. 100 metre geride Ayazma Deresi’ne inen bir yol biliyordu, oraya ulaşmaya çalıştı. Arkadaki arabalara geriye gitmelerini sağlamak için korna çalıyordu. Kalabalık onlara doğru harekete geçmişti, uzaktan taş fırlatıyorlardı. Sonunda istediği yere ulaşmıştı. Sağa dönen, yalnızca gündüz vakti girilebilecek, ışıklandırılması bile olmayan, Ayazma gecekondu mahallesinin içinden geçip Olimpiyat Stadı’na çıkan yola girdi. Onu gören arkadaki diğer arabalardaki insanlar da Hasan’ın arkasından can havli ile o yola girmişlerdi. Yol gitmiş, onlar gitmişti ve sonunda Olimpiyat Stadı’nın önündeki yola çıkmışlardı. Diğer arabalardan teşekkür mahiyetinde kornalar çalınıyordu. Hasan gaza basmış, hızlı bir şekilde Şirinevler’e gelmişti. Aslında eve gitmek istemişti ama evdekileri telaşlandırmak istemedi.
Hasan saat üçte kahveye gitmiş, babasının taksiyi getirmesini bekliyordu. Az sonra taksinin sahibi Ömer Şahin geldi ve selam verdi, oturdu. Çaylar geldi.
Ömer:
— Hasan, senin baban ile ne yapacağız?
Hasan:
— Ne oldu Ömer Amca?
Ömer:
— Babanı tanıyorsun musun? Taksinin kirasını geciktiriyor!
Hasan:
— Ömer Amca, adam çalışmıyor ki!
Ömer:
— Hasan, bana sen gibi adam lazım. Gel seninle ortak taksi alalım.
Hasan:
— O nasıl olacak! Bende o kadar para yok.
Ömer:
— Hasan, ben taksinin parasının yarısını ödeyeyim, sen de taksinin yarısı için taksi üzerinden kredi çek. Sende bu çalışma varken krediyi kısa zamanda ödersin. Borç bitince bir tane daha alırız. Sonra bir tane daha. Ha ne dersin?
Hasan bu teklif üzerine biraz düşündü. Zenginlik ona ayaklarının önüne serilmişti, Hasan’ın adım atmasını bekliyordu. Ve döndü, derin bir iç çekerek nefsini yokladı, nefsi kabarmıştı. Biraz sendeledikten sonra “İmtihan üzerine imtihan,” diye mırıldandı ve içinden Bakara Suresi 275. ayeti okudu:
“Faiz yiyenler, kıyamet günü kabirlerinden, başka türlü değil, ancak şeytan çarpmış kimselerin cinnet nöbetinden kalktığı gibi kalkacaklardır. Bunun sebebi, ‘Alışveriş de tıpkı faiz gibidir’ demeleridir. Hâlbuki Allah, alışverişi helâl, faizi haram kılmıştır. Her kime Rabbinden bir öğüt gelir de faizcilikten vazgeçerse, önceden aldıkları kendisine aittir. Artık onun hakkındaki kararı Allah verecektir. Kim de yeniden faizciliğe dönerse, işte onlar cehennemin yoldaşlarıdır ve orada ebedî kalacaklardır.”
Ve Ömer Amca’ya:
— Ömer Amca olmaz! Çünkü hem faiz haramdır hem de babam bu işe de karışır. En iyisi sen sağ ben selamet.
Yorumlar (0)
Yorum Yaz