Edebiyat

ENGELLENEN HAYAT

HASTANE Hasan, takside çalışmaya devam ediyor, bir yandan da iş arayışlarına devam ediyordu. İstanbul Ticaret Merkezi'nde ve İkitelli Organize Sanayi Sitesi'ndeki işlerden de ret cevabı almış, bir yandan İŞKUR aracılığı ile iş görüşmelerine gidiyordu. En son Kale Kilit fabrikasına gitmiş fakat orada görüştüğü müdür, Hasan’ın gemicilik, muhasebecilik, aşçılık ve şoförlük belgelerine bakıp, "Sen tam da bizde çalışacak adamsın ama bizim işçiye ihtiyacımız yok!" demesi üzerine, "Yoksa ne diye özürlü insanları buraya kadar yoruyorsunuz? Tabii devletin keseceği cezadan kurtulmak için yapıyorsunuz," deyip çekip gitmişti. Devlet yeni kanun çıkarmış ve bir iş yerinde çalışanların sayısının yüzde üçü kadar özürlü çalıştırmak zorunluluğu getirmiş ve buna uymayan iş yerlerine cezai işlem uyguluyordu. Fakat iş yerleri, "Görüştüm fakat anlaşamadım," deyip bu cezadan kurtuluyorlardı. Hasan “La havle” çekip sigarasını yakıp yoluna devam etti. Hasan takside çalışıyordu. Fadik, 1 haftadır Sultanbeyli'de idi. Bunu Fadik istemiş, Hasan hamile olduğu için gitmemesi gerektiğini söylemiş fakat "Ben kendime dikkat ederim," demiş ve Hasan da değişiklik iyi gelir diye götürüp Sultanbeyli'ye bırakmıştı. Mecidiyeköy’e yolcu bırakmış, Ali Sami Yen Stadı’nın önünde sıkışan trafikte ilerliyordu. Stada baktı, burada Trabzonspor ve milli takım maçlarını izlemeye gelirdi. Ne günler idi... Telefonu çaldı, arayan Ramazan’dı, açtı. Ramazan: — Hasan, Fadik rahatsızlandı. Sultanbeyli'de özel hastanedeyiz. Hasan’ın korktuğu başına gelmişti. Direksiyonu Sultanbeyli tarafına kırdı. Sultanbeyli'de ve civarında devlet hastanesi yoktu. O yüzden özel hastaneye götürdüler diye düşündü. Hastaneye varmıştı. Hastane ile görüşüp parayı ödeyip Fadik'i alıp Bakırköy Devlet Hastanesi'ne geçmişti, orada muayeneler yapılmış, yatışa karar verilmişti. Hastanenin önünde sigarasını yakmış, "Vay anasına sayın seyirciler, bu kadar kolaymış!" diyordu. Yıllarca süren, SSK'lıların gidemediği hastanelere, hükûmetin SSK hastanelerini Sağlık Bakanlığına devretmesi ile çile bitmişti. Bu kadar kolaydı da yıllarca süren o garabet neydi ve bu ayrımı niye yapmışlardı? Niye bu insanlara bu kadar zulüm etmişlerdi? Bir de üniversite hastanelerinde de bu olayı yapsalar ne olurdu! Ama Hasan bir gün bunun da olacağını biliyordu. Hasan sabah taksiye çıkıyor, öğleden sonra hastaneye gidiyor, eşinin ihtiyaçlarını gideriyor ve hastanenin yanında bulunan ağaçlık alanda, bir ağacın altına oturup tarikat dersini çekiyordu. Hastanenin bahçesinde diğer hasta sahipleri sohbet ediyor, birbirlerinin dertlerini paylaşıyorlardı. İçlerinden en yaşlı olanı: — Allah razı olsun Tayyip Erdoğan’dan, bu hastaneleri birleştirdi de buradayız. Yoksa o kadar SSK hastanelerinde bekleyecektik, bırak hastanı yatırmayı, muayene bile olamıyorduk. Diğeri: — Bir de bu doktorların özel muayene yerlerine el atsa iyi olur. Adamlar hastalarını özel muayenelerine yönlendiriyor. Orada parayı vermeden buralarda işini görmüyorlar. Diğeri: — Benim hanımı ameliyat edecek doktor, bıçak parası almadan ameliyathaneye girmedi. Diğeri: — Bu sisteme üniversite hastanelerini dâhil etseler de millet rahat rahat Çapa'ya, Cerrahpaşa’ya ve Haseki’ye gitse ne olur? Bir diğeri: — İnşallah! Yakında o da olur. Öbürü: — Bu ne ya! Her gittiğimiz yerde hastane vakfına para alıyorlar. Milleti canından bezdirdiler. Bir de emar cihazını özelden kiralamışlar, emara giden oraya da para ödüyoruz. Hasan bu emarın sahibinin Köseli olduğunu biliyordu. İçinde bir acı hissetti. Türk milletinin asilliği kendini gösteriyordu, evlerinden getirdikleri yemekleri paylaşıyorlardı. Hasan’ın eşi için kan istediler; ya kan bulunacak ya da parayla Kızılaydan kan alınacaktı. Hasan milleti ayağa kaldırmak istemedi. Parayla halletmek için hastanenin içinde bulunan kan merkezine gitti fakat onların istediği para Hasan’da yoktu. Görevliye hemen geleceğini söyleyip İncirli yoluna çıktı. Bakırköy-Mahmutbey minibüs hattının minibüsleri buradan geçiyordu. Tanıdık bir minibüsçü bekliyordu ve çocukluğunun kahramanı Kadir Ediz geldi. Ondan parayı alıp hızlı bir şekilde hastaneye koştu ve kan parasını verip hastasına kanı yetiştirmişti. Hastanenin bahçesinde sigarasını yakmış, Kadir Ediz’i düşünüyordu. Kadir Amcagil İstanbul'a yeni taşındıkları zaman oğlu Rıfat kötü arkadaşlar edinmiş ve Kadir Amca onu kurtarmaya çalışıyordu. Bir gün Hasan ve arkadaşlarına gelip, Rıfat’ı aralarına alıp kendilerine alıştırmalarını söyleyip, "Ne kadar masraf yaparsanız Rıfat’ın haberi olmadan benden alın," demesi üzerine, Hasan ve arkadaşları her gün Rıfat’ı alıp bir gün denize, bir gün sinemaya, bir gün yemeğe gitmişler ve Rıfat'ı o arkadaşlarından kurtarmışlardı. Kadir Amca, Adem ile konuşup küçük oğlunu McDonald's'a aldırmış ve o oğlu Adem’in yanında müdür olmuştu. Vay be! Ne babaydı.

İlgili Yazılar

ENGELLENEN HAYAT

02 Mar 2026

ENGELLENEN HAYAT

02 Mar 2026

ENGELLENEN HAYAT

02 Mar 2026

Yorumlar (0)

Yorum Yaz