Edebiyat

ENGELLENEN HAYAT

GEMİ ADAMI Hasan, taksiyle Bağcılar Fatih Mahallesi arka koltuğa oturmuş iki kişiyle sokaklarda dolaştırılarak bir sokakta durdurulmuş ve yolculardan birisi diğerine bir binayı göstererek, “Bağcılar Meydan’a devam et,” deyişi ile meydana doğru harekete geçmiş ve yolcuların hırsız olduğundan şüphelenmişti. Yolda yolcunun yaş olarak büyük olduğu belli olan, küçük olana anlatıyordu: “Adam marketin üstünde oturuyor, sabah dokuzda işe gidiyor, akşam 7’de işten geliyor, pazar günleri Kirazlı’da oturan annesinin yanına gidiyor, alttaki bakkal 10’da kapatıyor...” Sokakla ilgili bilgiler verirken Bağcılar Meydan’a geldiler ve yolcular ücreti ödeyip indiler. Hasan, “Vay yavşaklar!” dedi. Taksiyi o sokağa çevirdi, bakkala girdi, olanları anlattı, üst kattakini uyarmasını söyledi ve ayrıldı. Hasan yollardaydı; bir oraya bir buraya gidiyordu, “La havleler” eksik olmuyordu. Radyoyu açtı, yine son dakika haberi... CHP Genel Başkanı Deniz Baykal konuşma yapıyordu: — İktidar partisi genel başkanının milletvekili ve başbakan olmaması garabetinden vazgeçilmeli ve anayasa değişikliğine gidilmelidir. Deniz Baykal devlet adamlığını göstermişti ve tıkanan siyasetin önünü açmıştı. Taksideki yeni konu buydu. Zaten gündem o kadar hızlı değişiyordu ki buna bağlı olarak günlük konular da değişiyordu. Yine taksiyi babasına vermiş, kahveye geçmişti. Ayten Teyzesinin oğlu Hayrani Babur gelmişti. Kucaklaştılar. Hasan: — Hayrani hoş geldin. Hele anlat, Sultanbeyli nasıl? Baban, teyzem nasıl? Deryami abin nasıl, iyiler mi? Hayrani: — Annem, babam, abim iyiler. Sultanbeyli biliyorsun gecekondu yeri, hâlâ gecekondu yapıyorlar. Hasan: — Siz oraya ilk taşındığınızda gelmiştik, o neydi Allah’ım! Her yer çamurdu, Kumrular Camii’ne kadardı, gerisi ormandı. Sonra Meral’in düğününe geldiğimizde ise orman yakılmıştı. En son öğretmen olarak görev yaptığın Şırnak Beytüşşebap’tan Sultanbeyli’ne atanıp geri döndüğünde gelmiştik, o zaman da yakılan yerlere yeni gecekondular yapılmıştı. Hayrani: — Ya Hasan’ım, Sultanbeyli o kadar büyüdü ki ilk başta gördüğün o küçük yer ilçe oldu. Hasan: — Gecekondu ilçesi. 28 Şubatçılar orayla çok uğraşmışlardı. Hayrani: — Evet. Hasan biliyor musun, bizim ilçe milli eğitim müdürü veteriner. Hasan: — Yapma ya, o kadar da olmaz! Hayrani: — Yapacak bir şey yok! Hasan, taksicilikle nereye kadar? Bizim arkadaşlar gemilerde çalışıyorlar, hem maaşları çok yüksek hem de 15 yılda emekli oluyorlar. Hasan: — Nasıl olunuyor? Hayrani: — Bilmiyorum. Hasan: — Ben yarın Karaköy Salı Pazarı’nda Denizcilik İl Müdürlüğü var, oraya uğrar bakarım. Bir de haydi eve yemeğe gidelim. Hayrani: — Hasan, önce Rahime Teyzeme gidelim. Onun kocasının işi yok! Bir şeye ihtiyaçları var mı diye bakalım. Hasan: — Sen her zaman akraba canlısı oldun, seni bu yüzden bu kadar çok seviyorum. Sabah Şirinevler Köprüsü’nün Ataköy tarafına taksiyi çekmiş yolcu bekliyordu. Yönünü şehir içine çevirmişti. Şehir içi Eminönü, Aksaray, Beyazıt demekti. Hasan’ın amacı Karaköy’e gidip gemi adamı işini halletmekti. Taksinin kapısı açıldı. Yolcu: — Abi selamünaleyküm, Vatan Caddesi’ne gidelim. Hasan: — Tamam abi. Hasan bu olayı garipsedi, bu ara nereye doğru gideceğini niyet etse o tarafa doğru yolcu çıkıyordu. Yolcu: — Gündem hakkında ne düşünüyorsun? Millet ne diyor? Hasan: — Sen emniyet mensubu musun? Yolcu: — Kaptan nereden anladın? Vatan Caddesi dedim diye mi! Hasan: — Abi alakası yok. Vatan’da sadece emniyet yok biliyorsun; vergi dairesi orada, Vakıf Gureba orada, belediye orada. Yolcu: — Abi sen tam istihbaratta çalışacak adamsın. Hasan: — Abi o kadar adamla karşılaşıyorum ki adamın taksiye binişinden, selam verişinden, koltukta oturuşundan anlıyorum. Yolcu: — Kaptan, sen taksicilik yapma, bu iş seni küçültür. Hasan: — Evet, çok uğraşıyorum değiştirmeye. Memurluk için çok yere başvuruyorum, torpil olmayınca kapılar üzerime kapanıyor. Kendi işimi kurayım diyorum; elde yok, avuçta yok. Milletin ne dediğine gelirsek... Millet her şeyden anlıyor abi. Mesela hastalık konusunda herkes doktor, futbol konuşulsa herkes teknik direktör, din konusu açılınca herkes hoca, devlet işleri konusunda herkes başbakan, konuşulunca herkes dürüst... Yolcu: — Diyorsun ki herkes iyiyse bu kadar kötülüğü kim yapıyor? Hasan: — Evet aynen öyle. Sizde daha fazladır bunlar. Yolcu: — Evet aynen öyle. Abi geldik, al taksi ücretini. Hayırlı yolculuklar. Hasan yolcuyu indirdikten sonra yönünü Karaköy’e çevirdi. Radyoyu açtı, yine son dakika haberleri... — Anayasa değişikliğinden sonra Siirt’te yenilenen seçimlerde, Milletvekili olan Recep Tayyip Erdoğan’a Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından hükümeti kurma görevi verildi. Hasan yine mırıldandı: Ne yapsalar boş, Göklerden gelen bir karar vardır. Yine akşam olmuş, üç kardeş Ağa’nın yerinde oturmuş çaylarını yudumluyorlardı. Hasan: — Abi doğum yaklaştı herhalde. Erbay abi: — Evet Hasan, eli kulağında. Sefa Basrihan Güner geliyor. Adem: — Vay canına, biz hangi ara büyüdük de oğullar ve yeğenler olmaya başladı. Erbay: — Adem, bizim ilçe gençlik kolları başkanı bana dedi ki, sana başkan yardımcılığı teklif etmiş, kabul etmemişsin. Adem: — Abi o işler bana göre değil. Zaten Hasan Abim de sakatlar komisyonu başkanlığını kabul etmemişti. Sen devam et, biz senin arkandayız. Erbay abi: — Devam edeceğim. Haa, bu arada ilçe başkanlık seçimi var. İki aday... Benim desteklediğim seçilirse ilçe başkan yardımcısı olacağım. Hep bir ağızdan “İnşallah olur,” dediler. Hasan: — Adem hatırlıyor musun, Ankara’ya memurluk sınavına geldiğim zaman senin askerlik yaptığın Gölbaşı’nda seni ziyarete gelmiştim. Adem: — Evet Hasan abi. Orada bizim birliğe giden araba bulamamıştın da ben aldırmıştım. Orası haritada bile yok. Ben teslim olurken bile ne sıkıntılar yaşamıştım, bizim Mefa Abi bile şaşırmıştı. Bayağı uğraşmıştı. Bir de Dubai’ye oranın yüzünden gidememiştim çünkü orada askerlik yapanlara 5 sene yurt dışı yasağı konuluyormuş. Erbay: — McDonald’s Fatih restoranında işler nasıl? Adem: — Valla abi 2. Müdür pozisyonunda Restoran Müdürlüğü yaptırıyorlar. İş restoran müdürlüğü, para 2. müdürlük parası. Hasan: — Neden öyle yapıyorlar? Adem: — Abi onların gözünde çalışkan bir köylüyüm. Hasan: — Her yerde engelleniyoruz biz... Adem, bu arada Zeynep’le senin işin fazla uzadı. Annemle konuşalım da bu işi halledelim. Gidip isteyelim Zeynep’i. Adem: — Abi biz Zeynep’le konuştuk, sen evlenmeden biz evlenmeyeceğiz. Hasan: — Hasan, sen bu kızı sakın bırakma. Bu kadar ince gönüllü birisi... Beni düşündüğünüzü biliyorum ama ben size engel olmayayım. Siz yolunuza bakın. Erbay abi: — Hasan, Adem seni düşünüyor çünkü onlar önce evlenirse sen toplumun gözünde hayata yenilmiş olursun. Haa, bu arada ne yaptın gemi adamı işini? Hasan: — Bugün Karaköy’de Denizcilik İl Müdürlüğü’ne gittim. Orada sordum, kurslara gidip eğitim görüp sertifika alman lazım dediler. Sonra Karaköy’de Liman Başkanlığı var, onun karşısında gemici kursu var. Oraya gittim, benden 500 milyon istediler. Parayı bulup götürüp verirsem başlayacağım. Adem: — Para para diyorsun. Zaten para yokluğundan futbolcu olamamıştım ya! Erbay abi: — Evet, öyle bir şey olmuştu. Anlatsana, yeniden hatırlayalım o günleri. Adem: — Kocasinan Lisesi’nde okurken Adem Aygün geldi bana dedi ki: “Sen iyi top oynuyorsun. Gel benim futbol oynadığım Kocasinan futbol takımının altyapı seçmelerine katıl.” Ben de katılıp seçilmiştim, sonra da lisans çıkartmışlardı. Yine Adem Aygün’ün teşviki ile Galatasaray’ın altyapı seçmelerine katılmıştım, orada da seçildim. Galatasaray yetkilileri dediler ki: “Lisansını al da gel.” Ben de Kocasinan hocasından lisansımı istemiştim. O da 3 milyon istemişti. Parayı bulup veremediğimiz için Galatasaray altyapısına gidememiştim. Sonra kızıp Kocasinan’a da gitmemiştim, böylece futbolculuk kariyerim öyle bitmişti. Erbay: — Hayatımız hep böyle engellemelerle geçti. Hasan gündüzleri takside çalışıyor, akşamları da Karaköy’deki gemici kursuna gidiyordu. Bu kursta değişik insan karakterleri ile karşılaşmıştı. Kimisi gemi adamı olup yurt dışına çıkıp bir şekilde kalmayı düşünüyor, kimisi dünyayı gezip her limanda bir sevgili bırakmak istiyor. Kimisi paranın peşinde, kimisi özel bir yatta çalışmanın peşinde... Zaten çoğu da alkolikti. Akşamları kurs çıkışı gemicilerin takıldığı kahveye gidip orada çay içip gemicilerle sohbetler ediyorlardı. Gemiciler anılarını anlatıyordu. Günlerden pazar akşamıydı. Amca oğlu Erkan’la oturup bir yandan çay içip bir yandan da muhabbet ediyorlardı. Erkan: — Hasan ne yaptın gemi adamı işini? Hasan: — Erkan valla önce kursa gittim, kursu bitirdim. Sonra resmi evrakları tamamlamam lazımdı, onları da tamamladım ama tamamlayana kadar anamdan emdiğim süt burnumdan geldi. Her gittiğim yerde rüşvet verdim. Erkan: — O olmazsa olmaz zaten. İş bulabildin mi? Ne şu ülke senin bu ülke benim gezeceksin. Sen yaparsan bizim çevreye de örnek olursun, bu minibüs taksi muhabbetinden kurtulmuş olurlar. Hasan: — Ben de öyle düşünmüştüm. Ama iş bulmada sıkıntılar var. Referansla işe alıyorlar, yani arkan olmayana iş yok. Bir de simsarlar; onlar da çok büyük rüşvetler istiyorlar. Erkan: — Simsarların ne işi var orada! Hasan: — İşverenle işçi arasında köprü diyelim. Düşük ücrete adam bulma ve de işe yerleştirdikleri adamlardan iki maaş rüşvet alıyorlar. Ona da razıyız ama onlar da herhalde bu rahatsızlığımdan dolayı bana yanaşmıyorlar. Erkan: — Neyin var senin! Sen yaptığın işleri herkesten daha iyi yaparsın. Hasan: — Öyle ama bunu onlara kabul ettirecek bir arka lazım. Erkan: — Ne yazık ki işler böyle yürüyor. Bir de amca oğlu, evde margarin yağı kullanma kâfir olursun. Hasan: — Ne dedin! Ne dedin! Margarin yağı kullananlar kâfir mi oluyor? Nereden çıkarıyorsunuz bunları, nereden duyuyorsunuz bunları? İmandan çıkmak, kâfir olmak bu kadar kolay mı! Evlerinde margarin kullanan bunca insan kâfir mi oluyor? Siz nereye sohbete gidiyorsunuz? Ben de gelmek istiyorum! Erkan: — Tamam gel. Hasan’ın telefonu çaldı. Arayan abisi idi! — Hasan biz hastaneye geçiyoruz!

İlgili Yazılar

ENGELLENEN HAYAT

02 Mar 2026

ENGELLENEN HAYAT

02 Mar 2026

ENGELLENEN HAYAT

02 Mar 2026

Yorumlar (0)

Yorum Yaz