Edebiyat

ENGELLENEN HAYAT

DÜĞÜN Gelin arabası kapıya dayanmış, kapının önünde bekleyen kalabalık gelinin çıkmasını bekliyordu. Evde buruk bir sevinç vardı. Nisangül bembeyaz gelinlik içinde... Vedalaşma zamanı gelmişti. Hasan’ın içinde fırtınalar kopuyordu. Bacısı, arkadaşı, dünyası, sınıf arkadaşı, her şeyi... Nisangül önce babasına, annesine, kardeşlerine; sonra Hasan’a gelmişti sıra. Nisangül: — Abi ağlama. Sen ağlarsan ben de ağlarım. Hasan: — Tamam, ağlamam. Sarıldılar. Hasan’ın ayaklarından yer çekilir gibi oldu, kendini toparladı. Nisangül’ün alnından öptü. Beline kırmızı kuşak bağlandıktan sonra Nisangül’ün evden çıkışını izledi. Gözlerinden akacak yaşları kimse görmesin diye banyoya koştu. Banyonun kapısını açtığında babasının banyoda hüngür hüngür ağladığını gördü, mutfağa döndü, orada ağladı. İçi ve burnu sızlıyordu. Gözyaşlarını dindirdikten sonra babasının ilk defa ağladığını görmenin şaşkınlığı içinde, “Vay be, babama bak,” dedi. Evden çıktılar, Şirinevler Ulu Camii’nin yanında, caminin vakfına ait düğün salonuna gittiler. Düğün kalabalıktı, devletliler de gelmişti. Hoca Kur’an-ı Kerim okuyordu. Hasan davetlilere göz gezdirdi. Damat tarafı da Köseli olduğu için çoğu tanıdıktı. Damadın babası Hayrettin Uyar amcaya baktı. Hayrettin Amca, abisinin kaynatası Mustafa Amca gibi sarığıyla, cübbesiyle, şalvarı ve sakalı ile dini bütün biriydi. Hasan’ın daha önce çalıştığı minibüs hattında minibüsü vardı. Hem abisinin hem de Nisangül’ün kaynatası minibüs sahibi, zengindiler. Hayrettin Amca’nın üç oğlu vardı: Vahdettin, Haşmet ve Mücahit’ti. Sonra içinde buruk sevinçle bacısını kendisinden alan damada baktı. Haşmet Uyar, namazında niyazında, şimdiye kadar bir yanlışı görülmemiş, sağlam iradeli birisi idi. Hasan, Nisangül’ün tanıdık, kültür farkı olmayan, namazında niyazında birisi ile evlendiğine seviniyordu. Düğün salonuna baktı; bu düğün salonu kadın ve erkeklerin ayrı bölümlerde oturduğu iki bölmeli bir düğün salonu idi. Kur’an okunur, evlilik üzerine sohbet edilir, dua edilip ikramlar yenildikten sonra takı takılıp dağılınılan bir yerdi. Düğünden bir gün önce kına gecesi yapılırdı. Erkek tarafında kahvede yapılır, davul zurna çalınıp oynanır, ikramlar yapılırdı. Gecenin ilerleyen saatlerinde damadın arkadaşları eve geçer ve geleneksel komik dayak atmalı oyunlar oynanır, kına yakılır ve yatılırdı. Düğün bitmişti, eve geçmişlerdi. Evde sessizlik hâkimdi. Hasan yatakta bir sağa bir sola dönüyordu. Nisangül’den ayrılmak ona biraz ağır gelmişti. Hani beraberce köprüden aşağı atlayacaklardı? Ertesi gün takside yine İstanbul kazan Hasan kepçe karıştırır gibi bir oraya bir buraya dönüyordu. Artık İstanbul kafasının içinde harita gibi idi. Söylenen yerlere en kısa veya trafik olmayan yolları tercih ederek gidiyordu. Levent’te üst geçidin altında yolcu bekliyordu. Nereden yolcu çıkar biliyordu, bir yandan trafik polislerini kolluyordu ceza yememek için. Yolcu: — Kaptan, müsait misin? Hasan: — Evet, buyurun. Yolcu: — Kaptan, Bağcılar Çiftlik. Hasan: — Nereden gideyim? Yolcu: — E-5’ten E-6’ya bağlanıp oradan gidelim. Hasan: — Orada çok trafik var. TEM’den gideyim, E-5’ten ne kadar yazıyorsa onu verirsin. Yolcu: — 13 milyon yazıyor. Hasan: — Tamam, onu verirsin. Yolcu: — Tamam. AK Parti’nin seçimi kazanmasına ne diyorsun? Hasan: — İyi oldu. Bakalım bunları rahat bırakacaklar mı! Yolcu: — Bırakmazlar. Hasan: — Biliyor musun, taksiye binenlerin çoğuyla bu konuları konuşuyoruz. Yolcu: — Ne düşünüyorlar? Hasan: — Ülke düğün yeri, birçoğundaki karamsarlık gitmiş, yüzler gülmeye başladı. Yolcu: — Gusülsüzler gitti, gusüllüler geldi. Bu ülkeye bereket gelecek. Düğün yeri olmasın da ne olsun? Hasan bu lafa gülmeye başladı. Bu arada Çiftlik Mahallesi’ne gelmişlerdi. Yolcu: — Abi sağ ol, ilerideki fırının önünde ineyim. Borcumuz? Hasan taksimetreye baktı: — 14 milyon. Seninle 13 milyona anlaştık, 13 ver. Yolcu: — Öbür güzergâhtan bir buçuk saatte geldiğimiz yolu senin geldiğin güzergâhta 45 dakikada geldik abi. Sana helal olsun 14 milyon, yolun açık olsun. Hasan: — Eyvallah. Hasan saate baktı, saat 4 olmuştu. Taksiyi babasına vermek için direksiyonu Şirinevler’e kırdı ve kahvede bekleyen babasına taksiyi vermiş ve Akif’in kahveyi “Köseli Ağa” diye hitap edilen Seydi Cebel’e geçen kahvede toplanmış olan AK Parti’nin Şirinevler Mahalle Teşkilat Grubu’na selam verip oturdu. Erbay: — Ağa, Hasan’a çay getir. Ağa: — Tamam abi. Tekin Şen: — Vay eski meslektaşım, işler nasıl? Hasan: — Eyvallah abi, çok şükür iyi. Köksal: — Kardeşim Eyüp bizim takside çalışıyor ama işler iyi demiyor. Hasan: — Köksal Abi, bizimkiler Ulu Cami’nin minaresini görmeyince afallıyorlar. Yolcunun dikine gitmiyorlar. Yolcuyu bıraktılar mı hemen taksiyi Şirinevler’e çeviriyorlar. Bir de bizim Ertaç gibi saat dokuzda işe çıkmıyorum. Ertaç: — Hadi lan! Konuyu evirip çevirip bana getirdin ya, helal olsun. Yusuf Kalkan: — Ben de taksicilik yapmıştım. O zaman böyle trafik yoktu. Allah’tan havalimanında işe girdik de kurtardık, yoksa halimiz yamandı. Hasan: — Ayhan Abi, sen ne yapıyorsun? Tekstilde işler nasıl? Ayhan Kalkan: — İyi çok şükür. AK Parti’nin kazanmasına millet ne diyor? Her kesimden adamla karşılaşıyorsun. Hasan: — Millet değişik şeyler söylüyor. Mesela Eminönü’nden Beşiktaş’a Refahlı bir yolcu aldım, “Bunlar hain, Erbakan Hoca’yı sattılar,” diyor. Sonra Beşiktaş İskele’den yaşlı bir çift aldım, Fulya’da askeri lojmanlara götürdüm. Onlar da hiçbirisini beğenmiyor. Diyor ki: “Bu ülkeye doğru dürüst bir tane adam geldi, o da Cemal Gürsel’di.” Sonra Levent’ten Çiftlik’e yolcu aldım, o da “Gusülsüzler gitti, gusüllüler geldi,” dedi. Ne bileyim işte, hepsi ayrı telden çalıyor. Murat Akhan: — Ne dedi ne dedi? Gusülsüzler gitti, gusüllüler geldi, dedi. Millet bir kahkaha... Kahvedekilerin hepsi döndü onlara baktı. Mehmet Ali Bayrak: — Abi sen de ne değişik yerlerde geziyorsun öyle. Hem sohbete gider miyiz? Hasan: — Tabii gideriz. Mehmet Ali, Muhammet Güzel, Hümmet Güzel, Furkan Babur ve sen gevşemedin. Ne olursa, siyasetle uğraşıp milleti kurtaracağız diyenlerin çoğu namaz niyaz meselelerinde gevşiyorlar, kendilerini kurtaramıyorlar. Ertaç: — Yürü be Hasan, iyi laf soktun. Ayhan Kalkan: — Hasan sen bize bakma, devam et. Erbay: — Bizim Hasan’ın müritleri de çoğaldı. Yakında Şirinevler’e dergâhı kurarsınız. Bir de Hasan, AK Parti Bahçelievler İlçe Başkanlığı’nda Sakatlar Komisyonu kurulacak. Oraya yazayım mı seni? Oraya başkan olursun. Hasan: — Abi yazma beni. Erbay: — Tamam Hasan. Yusuf Kalkan: — Korkuttunuz Hasan’ı, siyasete giren din konularında gevşiyor diyor. Sohbet devam ederken televizyonlarda son dakika haberi geçiyordu. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, hükümeti kurma görevini AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Abdullah Gül’e verdi. Erbay: — Hürriyet Gazetesi’nde Recep Tayyip Erdoğan için “Muhtar bile olamaz” başlığı atmışlardı. Ayhan: — Uyduruktan kanuna bağladılar işi, siyasi yasak getirdiler. Bakalım ne olacak. Yusuf: — Biz nerelerden geldik buralara! Bunu da aşacağız. Hasan içinden mırıldanıyordu: Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım. Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım! Kükremiş sel gibiyim; bendimi çiğner, aşarım; Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

İlgili Yazılar

ENGELLENEN HAYAT

02 Mar 2026

ENGELLENEN HAYAT

02 Mar 2026

ENGELLENEN HAYAT

02 Mar 2026

Yorumlar (0)

Yorum Yaz