Edebiyat
ENGELLENEN HAYAT
DEVRİMCİ
Hasan ve ailesi ev arayışında idiler. Oturdukları ev 2+1 idi, evlendikten sonra annesi ve babası ile kalacakları için 3+1 bir eve ihtiyaçları vardı. Fakat ev kiraları çok pahalı idi. Onlar bir yandan akrabaları bir yandan arıyorlardı. Akrabalarından, Hasan’ı çok seven Muhammet’in babası yıllarca Almanya’da gurbetçilik yapmış ve orada kazandığı paralarla Mahmutbey-Bakırköy hattında minibüs almış, sonra da ticari taksi almış Emsal Amca da uğraşıyordu.
Hasan bazen kafasını dağıtmak için Bakırköy sahile gider, orada gezinti yapar ve banklara oturup denizi izlerdi. Yine oradaydı. Bankta oturmuş dalgın dalgın sahile bakıyordu. Nisan ayının verdiği bahar havası vardı. El ele kol kola gezen, gülüşen, konuşan çiftlere baktı. "Acaba Fadik ile böyle olabilecek miyiz!" diye düşündü. Biliyordu, eğer Hasan’a uyarsa olurdu. Fakat ailelerini karıştırırsa olamayacağını biliyordu.
“Vay vay kimler var burada!” sesi ile kendine geldi. Sesin geldiği tarafa baktı, bu gelen devrimci Savaş’tı. Ayağa kalktı, sarıldılar.
Savaş:
— Vay Hasan, naber, ne yapıyorsun?
Hasan:
— İyiyim Savaş, sen ne yapıyorsun?
Savaş:
— İyiyim sağ ol. Müsait misin? Birini beklemiyorsun değil mi!
Hasan:
— Yoo, birini beklemiyorum. Ya sen tek misin! Yenge nerede?
Savaş:
— Eşim annesigile gitti, bir hafta orada kalacak. Ben de çıktım hava alayım dedim.
Hasan:
— İyi yapmışsın, hele gel otur.
Savaş:
— Gel Galleria’ya gidelim, eskiden beraber çalıştığımız Jimmy’sde bir şeyler yiyelim. Hem de eskiyi yâd ederiz.
Hasan:
— Olur, gidelim.
Sahilden Galleria’ya doğru yürümeye başladılar.
Savaş:
— Hatırlıyor musun, arkadaşlarla vardiyadan çıkar, bu yoldan yürüyerek sahile gelirdik. Biraz dolaşıp ondan sonra da benzincinin karşısındaki ara sokaktaki kahveye okey oynamaya giderdik.
Hasan:
— Hatırlamaz olur muyum! Ne güzel günlerdi. Gençlik işte.
Savaş:
— Doğru söylüyorsun. Birbirimize lakap takmıştık; ben Devrimci, sen Hoca, öbürü Ayı Yogi... Kırık, Kurtçu, Entel, Oyunbozan.
Gülüştüler. Biraz daha ilerleyip Galleria’ya girmişler ve restoranların bulunduğu alt kata inmişlerdi. Jimmy’se gidip kızarmış tavuk menüsü almış, buz pateni pistine yakın bir masaya oturdular.
Hasan:
— Ah be Savaş, güzel günlerimiz ve arkadaşlarımız vardı burada. Müdür Kader, Feridun, Başmüdür Cem, salata ustası Ülkücü Rüstem, kasiyerci Dilek, mutfakçı Ümit, Orhan, Ağlak İsmet.
Savaş:
— Evet iyi günlerdi. Hele o Kader var ya! Bütün millet onun peşinde dolaşırdı. O ise evli, iki çocuk babası ve yaşça kendinden epey büyük bir adamla takılırdı.
Hasan:
— He yav, o nasıl bir mantıktı anlamıyorduk.
Savaş:
— Dilek sana yangındı ama sen pizzacı Gülcan’a vurgundun.
Hasan:
— Dilek iyi bir kızdı, tam eş olacak bir kızdı ama gönül işte…
Savaş:
— Doğru söylüyorsun. Ha bu arada Ümit’le düğünümüze geldiğiniz için teşekkür ederim.
Hasan:
— Ulan düğünün bile devrimci düğünü oldu! Söylenen şarkılar, türküler bile devrimci türküleriydi!
Savaş:
— Bizim kanımıza işlemiş. Sende düğün yok mu?
Hasan:
— Var da ev bulamıyoruz ki!
Savaş:
— Evet, ben de zorlanmıştım. Yaşamlar farklı ama kader aynı. O yüzden bu düzeni devirmemiz lazım.
Hasan:
— Ve bir devrim, evvela devrimi devirecek.
Her şey birbirine denk, her şey birbirine eş,
Fertle toplum arası kalkacak artık güneş;
Herkes tek tek sırtına toplumu bindirecek.
Savaş:
— Yaşa be! Hasan, ben sana hep demiyor muydum “Senden iyi bir devrimci olur,” diye! Hem bu şiir senin mi? Sen de şiirler yazardın da!
Hasan:
— Yoo, benim değil, Necip Fazıl Kısakürek’in.
Savaş:
— Biz ona sıcak bakmıyoruz; bizim karşı cepheden.
Hasan:
— Bak, bu millet için kim düşünmüş, kim yazmışsa; sağlı sollu fark etmez, hepsinin üzerinden silindir gibi geçmediler mi! Bir yandan Necip Fazıl, bir yandan Kemal Tahir, bir yandan Yaşar Kemal, öbür yandan Abdülmelik Fırat... Bir de Nazım Hikmet vatan hasreti ile Moskova’da ölmedi mi! Bu memlekette Başbakan Adnan Menderes’i asmadılar mı! Ecevit’i, Demirel’i, Erbakan’ı ve Türkeş’i zindanlarda çürütmediler mi! 80 İhtilali’nde adalet olsun diye bir sağdan bir soldan asmadılar mı! Sonra sağcı, solcu, Alevi, Sünni, Türk, Kürt ne bileyim ocu, bucu diye milleti birbirine düşürmediler mi! Yarın bir gün gece rahatsızlansan senin gibi düşünenlerin mi kapısını çalacaksın, yoksa komşunun kapısını mı çalacaksın?
Savaş:
— Hasan ben sana demiyor muyum, senden iyi bir devrimci olur diye!
Hasan:
— Benden hiçbir şey olmaz! Sadece önüne setler çekilen garip Hasan olur.
Savaş:
— Hasan sana göre en büyük devrimciler kimlerdir?
Hasan:
— Savaş biliyorum, sen dine inanmazsın ama benim söyleyeceklerimi tarafsız kafayla dinlersen anlatırım.
Savaş:
— Sadece konuşuyoruz. Burada senin söylediklerin ile benim söylediklerim farklı olabilir ama fikir fikirdir.
Hasan:
— Bana göre en büyük devrimciler üç peygamberdir.
Savaş:
— Hangileri!
Hasan:
— Hz. Musa, Hz. İsa ve Hz. Muhammet. Bunların getirdiklerini ister kendileri çıkarttı de, ister Allah tarafından gönderildi de! Ama getirdikleri yüzyıllardır farklı toplumlar tarafından benimsenmiş ve yaşamları örnek alınmış. Hatta bunların getirdikleri dinler adına ne savaşlar yapılmış ve de bu dinler içerisinde bulunan mezhepler bile kendi aralarında savaşmışlar.
Savaş:
— Biz de kendimize devrimci diyoruz!
Yorumlar (0)
Yorum Yaz