Edebiyat

ENGELLENEN HAYAT

DENEME Ortaköy’ün Boğaz’a bakan tepesinde bulunan TRT binasına yolcuyu bırakıp Ortaköy’e inmiş ve taksiyi meydana çekmiş, yolcu bekliyordu. Cumartesi günleri babası dinlensin diye taksiye çıkıyordu. Boğaz boyu her tarafta bulunan köşklerine ve yalılarına bakıp Osmanlı'nın çöküş yıllarında, devlet her tarafta savaşta iken, dış borçları yüzünden sıkışmışken ve halk yoksulluk içinde iken bunların yapılmasını garipsedi. Radyoyu açtı, haberleri dinliyordu: — Eski başbakanlardan Bülent Ecevit hayatını kaybetti. Hasan, "Ne içindi bu kadar kavga ve sonunda bitti," deyip Bülent Ecevit’i; Meclis'e başörtülü giren Refah Partisi Milletvekili Merve Kavakçı’ya "Bu kadına haddini bildirin," diyerek Merve Kavakçı’yı meclisten attırması ve 2001 krizini başlatan konuşması ile hatırlıyordu. Biri bayan, biri erkek iki yolcu acele bir şekilde taksiye binip "Selimpaşa," dedi. Hasan taksinin direksiyonunu Selimpaşa’ya doğru kırdı. Arkadaki bayan, "Eyvah! Amcam beni kesecek, amcam beni öldürecek," diye haykırıyor ve sinirli sinirli bir şekilde "Hızlı, daha hızlı," deyip Hasan’a çıkış yapıyordu. Hasan arabanın gazını kökledi ve TEM otoyoluna çıktı; bir sağ bir sol derken bir nefeste Selimpaşa sahilde bir falezin üstünde bulunan, canlı müzikli ve içkili bir eğlence yerinin kapısına geldiler. Jandarma tarafından çevrilmiş olan yerde yolcular indi ve bayan yolcu ağlayarak mekâna doğru koştu. Erkek yolcu taksinin başında biraz bekledikten sonra Hasan’dan kendisini otobüse binebileceği E-5 karayoluna götürmesini istedikten sonra Hasan’a bir açıklama yapma gereğini duydu. — Abi bu benim sevgilim, bunlar Maraşlı. Bunun amcakızı Maraş'tan bunun yanına gezmeye geldi ve o kızı da burada bulduğu bir erkekle ne yaşadılarsa, ikisi de uçurumdan aşağıya düşmüşler, ikisi de ölmüş. Şimdi bizimki de korkuyor. Yolcu inmişti. Hasan, "Kadına bak ya! Sahip çıkmadığı için ölen kıza üzülmüyor da amcasının onu öldürmesinden korkuyor!" diye söylenerek, Gökhan’ın akşam olacak kına gecesine yetişmek için gaza bastı ve elini radyoya attı. Ey kaşları ebru, zülfü siyahım Atma bu sineme taş Leyla, Leyla Bana "Gel" diyorsun, nasıl geleyim? Dağlar yol vermiyor Kar Leyla, Leyla Kar Leyla, Leyla Kar Leyla, Leyla Kar Leyla, Leyla Kapanmış yollarım Kış Leyla, Leyla Kış Leyla, Leyla Kış Leyla, Leyla Kış Leyla, Leyla Umudum sendedir Dur Leyla, Leyla Dur Leyla, Leyla Dur Leyla, Leyla Dur Leyla, Leyla Umudum sendedir Dur Leyla, Leyla Dur Leyla, Leyla Dur Leyla, Leyla Dur Leyla, Leyla Gökhan’ın kına gecesi başlamış ve çalan davul zurna eşliğinde halay çekiliyordu. Hasan, Adem ve diğer amcaoğulları, gelenlere hizmet ediyordu. Küçükken alı kıran baş kesen, kafası hep yukarı doğru gezdiği için "Göğebakan" lakabını almış olan Gökhan, çalıştığı adliyeden arkadaşı olan, Gümüşhane’nin Kürtün ilçesinden Meryem ile evleniyordu. Akşam olunca eve geçmişler, gece boyunca eğlenceye evde devam etmişler ve sabah da araç konvoyu ile gidip gelin almışlar ve Ulu Cami düğün salonunda yapılan düğün sonrası Gökhan’ı biraz tartaklayarak gelinin yanına atıp evlere geçtiler. Sabah, İMP'nin kendine verdiği araçla Soğanlı ve Yayla'dan çalışma arkadaşlarını almış işe doğru gidiyordu. İçlerinden iriyarı olan Ahmet sorun çıkarıyordu. Zaten Hasan’ın hayatı ne zaman sorunsuz olmuştu ki! Şoförler odasında, ağrıyan omzunu ovup göreve gitmeyi bekliyordu. Telefon çaldı, Hasan açtı. Telefondaki, hiç göreve gitmeyip Aydın’ın odasında oturan Salih; Hasan'ı odaya çağırmış ve elinde tuttuğu ayakkabıları Hasan'a uzatarak: — Hasan, bu ayakkabıları müdürün, git boyat da gel. Hasan, Salih’e bir bakış atıp "Ya bu müdüre yalakalık yapmak için yapılmış bir davranış veya denendiğimi" düşünüp hiç oralı olmadan ayakkabıları alıp çıktı. İstiklal Caddesi'nde bulunan lostraya gidip ayakkabıları boyattıktan sonra, Necip Fazıl Kısakürek'in Şeyh Abdülhakim Arvasi ile ilk karşılaştığı ve o anı anlattığı şiiri söylediği: Bana yakan gözlerle bir kerecik baktınız Ruhuma büyük temel çivisini çaktınız Tam otuz yıl saatim işlemiş ben durmuşum Gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum Ey bu caminin ruhu: Bize mucize göster Mukaddes huzurunda el bağlamayan bu yer. Yer olan Beyoğlu Hüseyinağa Camii'ne gidip öğle namazını kılıp ağır ağır yürüyerek İMP'ye gitti ve kasıtlı olarak Salih’in önünde duran masasının üstüne ayakkabıları koydu. Ve Salih, Hasan’a bir bakış attı: — Hasan, bir ayakkabı boyatmak bu kadar mı sürdü! Müdür ikide bir arayıp ayakkabılarını soruyor. Hasan umursamaz bir tavırla: — Ne yapayım, sıra vardı! Hasan kızgın kızgın bir şekilde ona bakan Salih’i arkasında bırakıp odaya döndü ve odada bulunan elektrik panellerine bakıp bunların bulunduğu ortamda oturtulmalarının doğru olmadığını düşünüp "Demek ki şoförlere verilen değer bu kadardı," dedi. Cep telefonu çaldı. Hasan: — Alo Metin, buyur. Metin: — Hasan kayboldum. Hasan: — Nerede kayboldun? Metin: — Hasan, bir yere evrak getirdim fakat orayı bulamadım, nerede olduğumu da bilmiyorum! Hasan: — Metin, etrafında ne var? Metin: — Bakıyorum. Bakıyorum, dur dur burada Aşiyan Mezarlığı yazıyor. Hasan: — Orada bekle! Geliyorum.

İlgili Yazılar

ENGELLENEN HAYAT

02 Mar 2026

ENGELLENEN HAYAT

02 Mar 2026

ENGELLENEN HAYAT

02 Mar 2026

Yorumlar (0)

Yorum Yaz