Edebiyat

ENGELLENEN HAYAT

ÇOCUK Hasan ve eşi hastaneden çıkmış, Güneşli yol ağzında minibüse binmiş, Şirinevler’e doğru gidiyorlardı. Hasan’ın içinde hiç bilmediği bir duygu vardı, içi içine sığmıyordu. Sevinç çığlıkları atmamak için kendini zor tutuyordu; uzun ve masraflı bir tedavi sonunda eşi hamile idi, çocukları olacaktı. Baba olacaktı. Hastanede iken annesini aramış, müjdeyi vermişti. Minibüsten inmiş, evlerine doğru yürüyorlardı. Evlerinin yukarısındaki çocuk parkından geçiyorlardı. Parkta 7 veya 8 yaşlarında bir kız çocuğunun sağa sola bakarak ağladığını gördüler. Hasan çocuğun yanına gitti. Hasan: — Sakin ol, ağlama. Ne oldu, kayıp mı oldun? Benden korkma, sana yardım edeceğim. Çocuk: — Amca çok korkuyorum. Hasan: — Korkma; bak eşim de burada, bizden sana zarar gelmez. Çocuk, içini çekerek ağlamaya devam ediyordu. Fadik: — Kızım korkma; seni kimseye vermeyiz, sana kimse zarar veremez. Biraz daha beklediler, çocuk sakinleşmişti. Hasan: — Hadi kızım korkma; anlat bize ne oldu. Çocuk: — Parkta kuzenim ile oynuyordum, yukarıdaki yolda babamı gördüm. Beni çağırıyordu, ben de onun peşine gittim, babamı bulamadım, kayboldum. Hasan: — Kızım korkma, babanı bulup seni ona götüreceğim. Çocuk: — Ama babam köydeydi. Hasan, çocuğun babasından bir şekilde ayrıldığını ve onu özlediğini anladı. Hasan: — Kızım korkma, her ne olursa olsun aileni bulana kadar seni bırakmayacağım. Hasan, çocuğun karnının aç olduğunu anladı fakat onu korkutmamak için “Gel sana bakkaldan bir şey alayım,” demedi. Çünkü çocuklara “Tanımadığınız birisi bakkaldan size bir şey alayım derse gitmeyin,” diye tembihlendiğini biliyordu. Polisi aramak istiyordu ama çocuk korkabilirdi. Hasan: — Kızım, sizin evi hatırlıyor musun? Etrafında ne vardı? Çocuk: — Amca, park ve cami vardı. Hasan düşündü; etrafta böyle bir yer olarak Üçevler Camii ve arkasındaki park vardı. Çocuğu alıp oraya götürdü. Hasan: — Kızım, bak bakayım burası mı! Çocuk: — Hayır amca, burası değil. Hasan, polisi arayıp çocuğu teslim etmeyi düşünüyordu. Çalan telefonunu alıp açtı, arayan Fadik idi: “Hasan burada çocuk arayan birileri var, çocuğu getir.” Çocuğu alıp bulduğu parka götürdü. Oraya gittiğinde eşinin yanında iki kadın onları bekliyordu. Kadınlardan birisi çocuğa kızgın bir şekilde itip kakarak: — Nereye kayboldun! Niye kuzeninden ayrıldın? Hasan, çocuğu arkasına çekti: — Sen kimsin, bu çocuğun babası nerede? Böyle davranırsanız çocuğu size değil polise teslim ederim. Çocuk babasını özlemiş olmalı ki onun hayalini görmüş ve onu çağırdığını söylüyor. Kadınlar, Hasan’ın bu tavrı karşısında ne yapacaklarını şaşırmış hâlde bakışıyorlardı. Hasan çocuğa dönüp: — Kızım, bunları tanıyor musun? Çocuk: — Amca, bunlar benim halalarım. Onlarla gitmek istiyorum. Hasan: — Tamam kızım, gidebilirsin. Sonra çocuğu kadınlara teslim etti ve kadınlara dönerek: — Bunun babası neden yanında değil? Kadınlar: — Babası köyde, annesi öldü. Buna biz bakıyoruz. Kaybolunca çok korktuk. Allah seni çocuklarına bağışlasın. Hasan çocuğu teslim etmiş ve çocuk ona el sallıyordu. Hasan’ın çocuğu olacaktı, “Acaba bu olaya denk gelmesinin hikmeti nedir!” diye düşünüyordu. Hasan, Yenibosna’da Jimmy'sde beraber çalıştığı Orhan’ın dönerci dükkânında idi. Takside çalışırken öğle yemeğini denk geldiği zaman burada yerdi. Orhan, hem abisi ile hem de kendisi ile çalışmış, Kırşehirli sağlam bir adamdı. Masaya oturmuş, hem dönerini yiyor hem de eski günlerden konuşuyorlardı. Hasan: — Ee Orhan, ne var ne yok? Orhan: — İyi değil be Hasan! Hasan: — Ne oldu ki? Orhan: — Buraya mafya dadandı, esnaftan haraç kesiyorlar. Hasan: — Yapma ya! Emniyet ne yapıyor? Orhan: — Emniyet biliyor. Ama hiçbir şey yapmıyor. Sizinkiler bu olaya da bir el atsa. Hasan: — Sıra onlara da gelir elbet bir gün. Orhan: — İnşallah, bekliyoruz ve korkuyoruz. Sokak çocuklarını ve balicileri kullanıp geceleri dükkânları taşlatıp cam çerçeve indiriyorlar. Hasan: — Orhan, taksicilikte neler görüyorum. Bunları sıraya koysan yüzyılda ancak halledilir. Bu arada, İsmet ne yapıyor? Eşinden boşandı diye duydum. Kızı da varmış. Orhan: — İsmet, anadan babadan yetim büyüdü biliyorsun. Hasan: — Evet biliyorum, çocukluğu abisinin yanında geçmiş, abisinin kahvesinde yatıp kalkıyormuş. Orada çalışmış, yengesi bakmamış, çocukluğunu yaşayamamış. Orhan: — Aynen öyle. Çocuksu hareketleri vardı; bazen birden ağlar, birden sinirlenirdi. Ümit Besen’i dinler ve ağlardı. Hasan: — Öyle olunca; aile kavramını tam anlayamadığı için evliliği devam ettiremedi galiba. Tabi onların çocuğu da ortada kaldı değil mi! Orhan: — Aynen öyle!

İlgili Yazılar

ENGELLENEN HAYAT

02 Mar 2026

ENGELLENEN HAYAT

02 Mar 2026

ENGELLENEN HAYAT

02 Mar 2026

Yorumlar (0)

Yorum Yaz