Edebiyat

ENGELLENEN HAYAT

CİNLİ Hasan, Yusuf ve Erkan'la dinî sohbetler yapıyor, sağdan soldan konuşuyordu. Bazen akrabalık ilişkilerinden, bazen de Köse'deki arsa tarla konularını konuşuyorlardı. Yusuf: — Hasan abi, Köse'de anne tarafından ev yapacak bir yeriniz yok mu? Hani yazın gidip tatil yaparsınız. Hasan: — Yusuf, bölünmemiş yerler, nereye ev yapıyorsun? Erkan: — Emmioğlu, bizim evin yanındaki arsanız pisi pisine gitti. Tuğrul Amca'nın borcunu kapatmak için hem kendininkini hem de sizinkini sattı. "Sizinkinin parasını daha sonra vereceğim," dedi ama işte. Hasan: — Babam, kardeşine dayanamadı. Yusuf: — Tuğrul amcam öder mi! Ölme eşeğim ölme. Erkan: — Yarın İsmailağa'ya pazar sohbetine gidecek misin! Hasan: — Evet, Murat Hoca'yı da alıp gideceğim. Erkan: — Yarın biz de gelelim. Hasan: — Tamam gelin, yarın ben sizi alırım. Yusuf: — Benim taksiyle gidelim. Hasan: — Gerek yok! Benim taksi oraya alışıktır. Yusuf: — Olmaz, benim taksi de alışsın. Hasan: — Tamam. İsmailağa Camii'nde cemaat camiye sığmıyordu, hıncahınç doluydu. Hasan her pazar sabahı buraya gelir ve sohbet dinlerdi. Fikri Hoca'nın yerine Mektubatçı Bayram Ali Öztürk Hoca sohbet vermeye başladığından beri hem cemaat çoğalmış hem de çeşitliliği artmıştı. Çeşitlilik derken eskiden genellikle sarıklı, cübbeli insanlar gelirken şimdi her şekil adam gelmeye başlamıştı. Artık camiye sığmıyorlardı. Pazar sohbetlerini, müftülükten izin alıp yakınlarda bulunan Yavuz Sultan Selim Camii'nde yapmayı düşünüyorlardı. Sohbette Bayram Hoca coştukça coşuyor, sevgiliye olan aşkın ilahi aşka dönmesinden bahsediyordu. Sonra Medine Muhafız Komutanı Fahrettin Paşa'nın; Neden kimseler dinlemez eyvah! O kadar saf olan dileğimizi Bir ümmi isen de ya Resulallah Ancak Sen okursun yüreğimizi. Yapamaz Ertuğrul evladı Can verir cananı veremez Türkler Ebedi hadimül haremeyniniz. Ölsek de ravzanı ruhumuz bekler. Şiirini okumuş ve "Aşk en büyük nesnedir," diyordu. "Sakın kula olan aşkı yabana atmayın, o aşkı bilmeyen ilahi aşkı bilemez," diyordu. Sohbet bitmiş, Çukurbostan'da bulunan taksinin yanına gittiklerinde taksinin teybinin çalındığını gördüler. Sohbete gelenlerin arabalarını park ettiği Çukurbostan'da hırsızlar, o kadar arabanın arasında bula bula Yusuf'un taksiyi bulmuşlardı. Yapacak bir şey yoktu, bu da Yusuf’un imtihanı idi! Erkan ile Fetih Derneği'nde idiler. Dernek bayağı bir kalabalıktı. Murat Hoca'ya "Ne oluyor?" diye sordu. "Cinci hoca gelecek," demişti. Hasan bir tuhaf oldu. Hem Murat Hoca'nın kendisini umursamaz tavırlarından, çünkü böyle bir şeyi haber vermesi gerekiyordu. Hem de daha önce duyduğu fakat hiç görmediği bir şeyi görecekti. Erkan'dan da çekiniyordu, Erkan’a "Çıkalım," dedi fakat "Ben de görmek istiyorum," deyince kaldılar. Hoca geldi, oradakilere göz gezdirdi ve Murat Hoca'ya Erkan’ı işaret etti. Erkan ile konuşup, Erkan konuşup onun yatmasını istemeleri üzerine Hasan itiraz etti fakat Erkan kabul etti. Erkan’ı çekyatın üstüne yatırıp boynundan aşağı üstünü örttüler, sonra hoca bir şeyler okudu ve Erkan uykuya daldı. Orada bulunanlar sırayla hocaya derdini anlatıyor, hoca da başını yukarı doğru kaldırıp boşluğa kişinin derdini söylüyor ve Erkan'ın dudaklarından bazen tıbbi, bazen ruhi, bazen de nazar diye kelimeler dökülüyordu. Sıra Hasan'a gelmişti. Erkan'ın ağzından tıbbi sözü çıktı. Böyle uzadı gitti, daha sonra hoca Erkan’ın kulağına bir şeyler söyledi ve Erkan uyandı.

İlgili Yazılar

ENGELLENEN HAYAT

02 Mar 2026

ENGELLENEN HAYAT

02 Mar 2026

ENGELLENEN HAYAT

02 Mar 2026

Yorumlar (0)

Yorum Yaz