Edebiyat
ENGELLENEN HAYAT
ÇABALAMA
Hasan ve eşi, Güneşli’de bulunan Özel Medicine Hastanesi'nde, kadın doğum uzmanı Fatma Kasapoğlu’nun muayene odasının kapısında bekliyorlardı. Eşi gibi tedavi gören bir sürü kadın da o çevrenin en ünlü ve iyi doktoru olan Fatma Kasapoğlu’na muayene olmak için bekliyordu. Özel hastane olması nedeninden dolayı pahalı idi. Ama yapacak bir şey yoktu! SSK'lılar devlet ve üniversite hastanelerine gidemiyordu. İstanbul Avrupa Yakası'nda SSK'lıların gidebileceği, kadın ve çocuk hastalıklarına bakan tek hastane Bakırköy Yenimahalle'de idi, onun da durumu içler acısı idi. 1 hafta aralarla bu hastaneye geliyorlardı.
Hasan, annesi ile birlikte SSK'lılara bakan Vakıf Gureba Hastanesi'nde mahşeri bir kalabalığın içerisinde, annesi ile doktorun kapısında sıra bekliyordu. Annesini oturağa oturtmuş, onun yerine ayakta sıra bekliyordu ve araya kaynamaya çalışanlara kızıyordu. "Herkes bir şey sorup çıkacaktı", bu sözden midesi bulanıyordu. Muayene ayrı bir dert, tahlil verme ayrı bir dert, tahlilleri doktora gösterip reçete yazdırtmak ayrı dert; sonra da alt kattaki eczaneye inip ilaç almak için büyük bir mücadeleye girişiyordu. İlaçların tamamını alamıyor, geri kalanını dışarıdaki eczanelerden para verip alıyordu.
Takside çalışmaya devam ediyordu; Şirinevler Meydanı'nda yolcu bekliyordu. Trafik polisi geldi, önünü kesti. Ehliyet ve ruhsatını aldıktan sonra, elinde bulunan rüşvet veren taksiciler listesine bakmış ve listede plakası yazmayan Hasan'a ceza yazmıştı. Hasan taksiyi Mahmutbey yoluna döndürmüş ve Bağcılar Papaz Köprüsü'ne yolcu almıştı. Oradan da otogara yolcu almış ve otogara doğru taksiyi sürerken, yaşlı bir teyze olan yolcunun sessiz sessiz ağlayarak, "Allah'ım al benim canımı," diye yalvardığını duyunca:
Hasan:
— Teyze, nedir seni böyle ağlatıp yalvartan!
Teyze:
— Ah be oğlum, memlekete gidiyorum ama orada bakanım yok.
Hasan:
— Teyze burada niye kalmıyorsun, hem seni taksiye bindiren çocuk kimdi!
Teyze:
— O benim torunum. Oğlum, gelinim ve torunumla beraber yaşıyorduk. Sonra oğlum sakatlandı ve çalışamaz oldu. Gelinim de "İkinize birden bakamam," diye beni memlekete yolladı. Ben de canımı alması için Allah'a dua ediyorum.
Hasan, otogarda teyzeyi indirmiş ve içi burkulmuştu. Yoluna devam etti. Az ileride elinde valizi ile bir yolcu el etti. Hasan, taksiden inip yolcunun valizini bagaja koymaya çalışırken, "Bırak yolcuyu, senin buradan yolcu alman yasak!" diye bağıran birkaç kişiye doğru baktı. Bunlar milleti dolandırmakla ünlü otogar taksicileri idi. Yolcular onları bildiği için dışarıdan yolcu bırakmaya gelen taksilere biniyorlardı. Hasan’ı hırpalamak istiyorlardı. Yolcu araya girip, "Ne onunla gideceğim ne de sizinle," deyip valizini alıp otogarın dışına doğru yürümeye başladı. Hasan, sinirli sinirli taksiye binip ağır ağır ilerlemeye başladı. Bilerek ağır gidiyordu çünkü yolcu çıkışa doğru onu bekleyecekti. Düşündüğü gibi oldu; yolcuyu aldı ve yolcu kafasını camdan dışarıya doğru çıkarıp geride kalan otogar taksicilerine bastı küfürü.
Hasan, Yenibosna’da bulunan Altınyıldız Tekstil Fabrikası'nın önünde idi. Abisinin sigortalı işe soktuğu işte öğlene kadar çalışmış ve hiçbir açıklama yapılmadan onunla çalışmak istemediklerini söyleyip yollamışlardı. Artık "Bu hasta," diye mi, "Taksiciden tekstil işçisi olmaz," diye mi, anlamamıştı. Bir sigara yakıp yoluna gitti.
Yorumlar (0)
Yorum Yaz