Edebiyat

ENGELLENEN HAYAT

AYŞE Mahmut Efendi Hazretleri'nin huzurunda idi, doğacak kızı için dua ve isim alacaktı. Huzura vardı, Efendi Hazretleri'nin elini öptü ve başını kaldırmadan dua ve isim talep etti. Efendi Hazretleri, "Dizlerini dizlerime daya," dedi. Hasan, Efendi Hazretleri'nin tasavvuf yolunda önemli bir mertebe olan “teveccüh” edeceğini anladı. Dizlerini Efendi Hazretleri'nin dizlerine, alnını da Efendi Hazretleri'nin alnına dayadı ve biraz öyle kaldıktan sonra, "Kızının adı Ayşe olsun, Allah ömrünü bereketli kılsın," dedi. Hasan öyle kaldı. Oradaki görevliler Hasan’ın kollarından tutup kaldırdı. Hasan selam verip çıktı. Çukurbostan’da bekleyen taksiye binip çalışmaya gitti. "Ayşe, Ayşe, Ayşe" diye diye taksiyi sürdü de sürdü. Akşam amcaoğlu Yusuf'un düğünü vardı, orası için hazırlanmıştı. Yusuf’a, Hasan’ın arkadaşı olan Halil’in kız kardeşini almışlardı. Halil, Yusuf’u Hasan’a sormuş, o da "Yusuf gibi delikanlı dünyada bulamazsınız," demişti. Yusuf’u çok seviyordu. Düğün konvoyu ile yola çıkıldı. Gelin alındı ve düğün salonuna gidildi. Hasan, Adem ve diğer amcaoğulları ile hizmet işine bakıyorlardı. Gelen, giden derken takılar takıldı, düğün bitti. Takside çalışmaya devam ediyordu. Bu sefer de boynundan sağ omzuna giden bir ağrı saplanmıştı, onunla uğraşıyordu. Bir de doktorun, "Bebeği doğduğu zaman kuvöze alma ihtimali olabilir," deyişini düşünüyordu. Özel hastaneler çok pahalı idi ve bir de kuvözde ne kadar kalacağı belli değildi. O yüzden doğumun devlet hastanesinde olması gerekiyordu. Bakırköy Devlet Hastanesi’ne ya da Kartaltepe’de bulunan eski SSK Kadın Doğum Hastanesi'ne gitmelilerdi. Bir yandan da “Ayşe, Ayşe” diye mırıldanıyordu. Gün içinde İstanbul kazan o kepçe karıştırmış durmuştu. Akşam arkadaşları ile Fetih Mescidi'ne gitmiş ve sohbete katılmıştı. Bu aralar sohbetlere gitmeye başlamıştı, çünkü o gitmediği zaman çevresindekiler de gitmiyorlardı. Etrafındakilerin Hasan’ı takip ettiklerini biliyordu, "Hasan, akşam sohbete gidelim mi?" diyorlardı. Hasan da fitne çıkmasın diye arkadaşları ile beraber gidiyordu ama Hasan, Murat Hoca'nın incelikten yoksun tavırlarından memnun değildi. Murat Hoca için varsa yoksa sarık, cüppe, şalvardı. Oysaki peygamberin merhameti, inceliği, sevgisi ile ilgili bir sürü anlatılması gereken ilim vardı. Allah ama bir sahabe ile ilgilenmediği için Abese Suresi'ni indirmiş ve peygamberini uyarmıştı. Kendisine o âmâ geldi diye, peygamber yüzünü ekşitti ve öteye döndü. (Ey Muhammed!) Ne bilirsin, belki de o arınacak. Yahut öğüt alacak da bu öğüt kendisine fayda verecek. Bu ayetler Hasan’a çok dokunuyordu. Kendi hastalığından dolayı ona yaşatılan sıkıntıları hatırlatıyor fakat Rabbinin, peygamberi bile uyaracak kadar hassas bir şekilde üzerinde durduğu insanlardan olduğunu düşünüp şükrediyordu. Sohbetten çıkmış, arkadaşları ile Perşembe Pazarı'ndan Şirinevler'e doğru yürüyordu. Adem, Erbay abisinin arabası ile yanlarında durarak Hasan’ı arabaya aldı. Adem: — Hasan abi, telefonuna niye bakmıyorsun? Hasan: — Tüh, namazda sessize almıştım, namazdan sonra da sesini açmayı unutmuşum. Ne oldu? Adem: — Fadime’nin doğum sancıları başlamış. Hasan, arabayı Üsküdar Zeynep Kâmil Kadın ve Çocuk Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne doğru hızlı bir şekilde sürüyordu. Önce Bakırköy Devlet Hastanesi'ne gitmişler, orada yer yok cevabı almışlar, oradan Kartaltepe’deki hastaneye gitmişler fakat Fadik içeri girip, "Ben burada doğum yapmam," deyip çıkınca istikametini Üsküdar’a doğru yöneltmişti. Taksiciliğin verdiği kıvraklıkla yolu hemen bitirmiş, Fadik ve annesini hastaneden içeriye sokmuştu. Hastanenin önünde sigarasını yakmış, derin derin çekiyordu. Yerinde duramıyordu. Bir sağa bir sola gidiyordu. Bir sigara daha, bir sigara daha... Derken "Selamünaleyküm" sesi ile kendine geldi ve sesin geldiği tarafa döndü: Hasan: — Aleykümselam. Halil abi hayırdır, ne arıyorsun burada? Halil: — Bizim hanımda düşük tehlikesi var da buraya getirdim. Sen ne arıyorsun burada? Hasan: — Benim hanımın doğumu var da kuvöz lazım olabilirmiş, ben de buraya getirdim. Hasan ve Halil gece boyunca hastanenin önünde beklediler ve sohbet ettiler. Halil: — Hasan, sen şimdi apar topar gelmişsindir! Paran var mı, istersen para verebilirim? Hasan: — Abi sağ ol, yetecek kadar var. Halil: — Bir şeye ihtiyacın olursa söyle, tamam mı? Hasan: — Tamam. Hasan, Halil İbrahim Tok’a bakıp içinden, "Ne güzel adamsın. Allah evladını sana bağışlasın," diye dua etti. Sabah olmuştu. Halil taburcu olan hanımını alıp gitmişti. Hasan arabaya geçti, içeriden hâlâ ses yoktu. İçeriye tek kişi aldıkları için annesi Fadik'in yanında idi. Arabada uyuyakalmıştı. Çalan telefonun sesi ile uyandı, annesi arıyordu. Kalktı, ağrıyan boynunu ovdu ve arabadan inip hastanenin önünde bekleyen annesinin yanına gitti. Hasan: — Anne, yoksa Ayşe mi doğdu! Anne: — Yok oğlum, bekliyoruz. Parasız çıktık yola. Ben bir tane bilezik getirdim. Git bunu bozdur. Hasan: — Anam benim, o telaşın arasında bunu bile düşünmüşsün. Hasan bileziği aldı ve Üsküdar’a indi. Bileziği bozdurduktan sonra Aziz Mahmut Hüdayi Camii'ne çıkıp orada namaz kıldı ve türbeyi ziyaret edip okudu da okudu. Okudukça yüreğine ferahlık indi. Hastanenin önünde kardeşleri ile oturuyorlardı. Biraz sonra Fadik'in kardeşi Ramazan, annesi ve diğer akrabaları geldi. Oturdular, hasbihâl ettiler. Hasan, hastanenin girişinde bulunan masanın yanında bulunan boşlukta dikiliyordu. Oradaki görevli bir şey lazım olduğu zaman "Falancı hastanın yakını" diye sesleniyor, hasta yakınına "Şu lazım, bu lazım" diyordu. Bazılarına da doğum haberi veriyor ve onu içeri alıyordu. Bu haber orada bulunanların duymak istediği haberdi. Duymak istemediği haber, "Şu ilaç lazım, hemen bul gel" diyordu; bu ilaçlar yüksek fiyatlı ve hastanede olmayan ilaçlardı. Böyle bir gün daha bekledi. Orada bekleyenler nöbetleşe bekliyorlardı; herkes bir kâğıda hasta ve yakını ismini yazmış, tuvalet veya yemeğe gittiklerinde takip konusunda yardımlaşıyorlardı. Böyle zor zamanlar insanları birleştiriyordu. Evlerden gelen yiyecekler ortaklaşa yeniyor, herkes birbirine çay ısmarlıyordu. Akşam olmuş, Hasan bekliyordu. "Fatma Güner’in yakını" diye seslenilmesi üzerine Hasan hemen görevlinin yanına gitti. Görevli: — Hayırlı olsun, kızınız oldu. İçeriye girebilirsiniz. 3. Kat, 98 no.lu oda. Hasan’ın içi içine sığmıyordu, sendeledi. Orada bulunanlar gülüşmeye başladı. Az önce dışarıda sigara içtiği Hakkarili hasta yakını: "Babo kendine gel, bende bu yedinci. Sen ilkinde sarhoş oldun gurban!" dedi, gülüştüler. Hasan hastanenin içine girdi ve katları çıkmaya başladı. Karşılaştığı hastane görevlileri "Hayırlı olsun" diyerek para istiyorlardı. Hasan bunu bekliyordu, dışarıda konuşulan konulardan biri de buydu. Aldırış etmeden söylenen odaya geçti. Önce eşine baktı. Sonra gökte ararken yerde bulduğu Ayşe’sini kucağına almak istedi ama hastalığından dolayı doğru tutamayıp "Bir yerine zarar veririm" diye almadı ve öylece bakakaldı.

İlgili Yazılar

ENGELLENEN HAYAT

02 Mar 2026

ENGELLENEN HAYAT

02 Mar 2026

ENGELLENEN HAYAT

02 Mar 2026

Yorumlar (0)

Yorum Yaz