Edebiyat

ENGELLENEN HAYAT

2. ZAFER Hasan gün boyu takside çalışıyor, akşamları da mahalle seçim bürosuna geçiyor ve Erbay, Ayhan, Tekin, Murat, Köksal, Ertaç ve Mehmet Ali ile birlikte seçim çalışmalarına katılıyordu. Herkeste bir heyecan ve canla başla çalışma vardı. Belediye başkan adayı ile sokakları geziyorlardı. Her şey çok güzel gidiyordu, bir durum hariç: Seçim çalışmalarında Refah Partililer sorun çıkartıyor, astıkları afişleri bayrakları dağıtıyorlardı. Başka partilerden görmedikleri zulmü, Refah Partililerden görüyorlardı. Erbay olayları yatıştırıyor, arkadaşlarına sakin olmalarını, kimseyle münakaşaya girmemelerini tembihliyordu. Refahlılar olay çıkarmak için AK Partilileri kışkırtıyor, Erbay karşılık verdirmiyor, olayı sakinlikle idare ediyordu. Arkadaşlarla birinci oy oranına sahip mahalle olmak istiyorlardı. Oysaki Refah Partililer, Şirinevler’i kendi kaleleri olarak görüyorlardı. O yüzden AK Partililerin üzerine geliyorlardı. Hasan, Fadik’in ailesi bir sorun daha çıkarmadan düğünün bir an önce olması gerektiğini ailesine söylemiş, onlarla beraber düğüne hazırlık işlerine hız vermişlerdi. İki yoğunluk bir arada gidiyordu. Sohbetlere gitmeyi de ihmal etmiyordu. Böylece günler gelip geçiyordu. İki haftada bir nişanlı görmek için Sultanbeyli’ye gidiyor, görüşüyor ve geri dönüyordu. Bir kere de babasından gizli yemeğe gitmişlerdi. Aslında bu iş Fadik’in babası değil de annesinin işi olduğunu biliyordu. Çünkü onlarda eve baba değil de anne hâkimdi. Habire gelinlerini kötülüyordu. Özellikle Filiz hakkında konuşuyordu. Hasan bütün bunlara rağmen kendi aralarını bozmayan Ramazan ve Filiz’i takdir ediyordu. Hasan takside yollardaydı; yolcu onu nereye götürürse o oradaydı. Bir oradan bir buradan, İstanbul kazan o kepçe karıştırıyordu. Bakırköy’den Kadıköy’e aldığı yolcuyu Kadıköy’de yeni indirmişti ki elinde siyah bir poşet olan yolcu taksiye bindi, “Devam edelim,” dedi. Yolcunun hareketleri biraz tuhaftı. Biraz sonra poşetin içinden içki şişesini çıkarıp ağzına dayayıp lıkır lıkır içtikten sonra cebinden bir deste para çıkarıp “Gezdir beni, dırlanıyorum,” dedi. Hasan taksiyi kenara çekip “Paranı al, in aşağıya,” dedi. Yolcu şaşkın şaşkın bakışlarla Hasan’a bakarak sinirli bir şekilde kapıyı çarparak indi. Hasan yolcunun arkasından bakarken bir “La havle” daha çekti ve yoluna devam etti. Az ilerledi, Boğa Heykeli’nin orada bir bayan yolcu taksiye bindi, “Beşiktaş” dedi. Hasan şaşırmamıştı çünkü Anadolu yakasına yolcu ile gidip oradan da Avrupa yakasına yolcu alması alışık olduğu bir durumdu. Bunu genellikle yaşıyordu ama babasının düştüğü yanlışa düşmeyip bunlardan kimseye bahsetmiyordu. Beşiktaş’ta yolcuyu indirmiş, yolcu köprü parasını da uzatmış fakat karşı tarafa yolcu götürdüğünü, ondan köprü parasını aldığını söyleyip köprü parasını reddetti. Bu yolcunun hoşuna gitmiş olmalı ki o parayı bahşiş olarak bıraktı. Hasan saatine baktı, saat 4 olmuştu. Taksinin yönünü Şirinevler’e çevirmişti. Birer ikişer yolcu almıştı, en sonunda Soğanlı’daki LPG gaz istasyonuna gelmişti. Burayı tercih etmesinin sebebi; burada 100 milyonluk gaz alana bir depo gaz bedava idi. Ellerinde form vardı, gaz dolduran eleman o forma aldığı gazın fiyatını yazıyor ve karşısına imza atıyordu. Pompaya yanaştı, iki pompacının birbirlerine göz işareti ile kendini gösterdiklerini fark etti. Taksiden indi ve pompacılara döndü: Hasan: — Selamünaleyküm, hayırdır bir şey mi var? Birbirinize beni gösteriyorsunuz! Pompacılardan büyük olanı: — Abi yok bir şey. Hasan: — Var var bir şey, hadi söyleyin. Pompacı: — Abi biliyor musun? Aldığı gaz tutarını kuruşu kuruşuna tam yazdıran sadece sensin. Hasan: — Nasıl yani! Pompacı: — Abi hepsi fazla yazdırıyor. Bir tek sen tam yazdırıyorsun. Abi sen nerelisin? Hasan: — Gümüşhaneliyim, ya siz? Pompacı: — Abi Elazığlıyız. Abi bir yere bağlılığın var mı? Hasan şaşkın bir şekilde sordu: — Evet, sizin var mı? Pompacı: — Evet abi, biz Kadiri tarikatına bağlıyız. Hasan: — Sizi biliyorum! Yıldıztepe’de dergâhınız var. Gaz doldu, hadi bana eyvallah. Hasan bu toplumun ne halde olduğunu düşündü ve hayıflandı. “La Havle” çekerek taksiyi babasına devretmek için Şirinevler’e gitti. Taksiyi kahvenin önüne çekip babasının oturduğu masanın yanındaki sandalyeye oturdu ve arabanın anahtarını ve parayı çıkarttı. Babası her zamanki gibi somurtuyordu. Hasan babasının ne diyeceğini bekledi. Babası: — Hasan sen bu arayı çok yoruyorsun, yağ eksiltiyorsun, çok kilometre yapıyorsun, araba hurdaya döndü senin yüzünden. Hasan sinirlendi, babadır diye susuyordu. Ama babası durmuyordu. O sustukça babası üzerine geliyordu. Babasını kırmadan bir şeyler söylemenin yolunu aradı ve derin nefes alıp babasına döndü: — Lafım bitene kadar beni dinle. — Kamyoneti hurdaya çıkarıp işsiz kaldın mı! Kaldın. — Sonra evlenmek için biriktirdiğim parayla taksi kiralayıp sana verdim mi! Verdim. — Bütün uyarılarımıza rağmen gidip en hurda arabayı aldın mı! Aldın. — Şoförlerin işlerine karıştığın için şoförsüz kaldın mı! Kaldın. — Taksiyi günün yarısı evin önünde yatırdın mı! Yatırdın. — Ben minibüsü bıraktıktan sonra taksiye çıkıp çalıştım mı! Çalıştım. — Sen yorulma diye taksiyi geç saatlerde getirdim mi! Getirdim. — Sen sana verdiğim parayı arkadaşlarının yanında sayıp, "Hasan benim yerime de çalışmış, benim çalışmama gerek yok," dedin mi! Dedin. — Taksimetrenin geriye dönük raporunu çıkaramadığın için taksimetreden anlayan arkadaşlarından yardım isteyip ne kadar para kazandığımı kontrol ettin mi! Ettin. — Araba hep arıza vermeye başlayınca bizim baskılarımıza dayanamayıp arabayı değiştirdin mi! Değiştirdin. — Tekrar uyarılarımızı dikkate almayıp gidip dıştan göz boyama yapılmış içi hurda bu arabayı aldın mı! Aldın. — Evlilik masraflarımı çıkarmak için çalışırken ikide bir gelip "Niye bu kadar kilometre yapıyorsun?" diyorsun. — "Yağ yaktırıyorsun," diyorsun; sen akşam arabayı çekmeden önce yağ tamamlamıyor musun? Tamamlıyorsun. — "Arabaya çıkma parça takma," diyorum. Gidiyorsun çıkma parça takıyorsun. 1 ay sonra o parça da bozuluyor, tekrar bir daha para harcıyormuşum! Harcıyorsun. — Zannediyorsun ki benim hiçbir şeyden haberim yok. Ne yapmaya çalışıyorsun? — Benim hayatımı çalıyorsun. Baba, sinirli bir şekilde: — O zaman senin kazancın ile evin masraflarını ve evlilik masraflarını sen karşıla; ben de benim kazancım ile arabanın masraflarını ve taksinin kirasını ben karşılayayım. Babası bir hışımla masadan kalkıp taksiye yöneldi. Hasan babasının arkasından bakarak, "Sen bırak taksinin masraflarını, taksinin kirasını bile ödeyemez, bir haftaya bu kararından cayarsın," dedi. Hasan Şirinevler İlkokulu’nda, sandık başında, belediye başkanlığı seçimleri için AK Parti Şirinevler Mahallesi sandık müşahidi olarak görevdeydi. Gelen seçmenlerin nüfus kâğıdını alıyor, seçmen listesinden ismini bulup imza attırıyordu. Hasan, sandık başkanına dönüp: — Sandık Başkanım, CHP müşahidinin taktığı Atatürk rozeti kanunen yasak, bu duruma el koyunuz. Sandık başkanı önünde duran seçim yönetmenliği kitapçığını sesli bir şekilde okudu ve CHP’nin sandık müşahidine dönerek: — Hasan Bey doğru söylüyor, o rozeti çıkarmanız gerekiyor. CHP’nin müşahidi, Hasan’a bakarak: — Siz Atatürk düşmanısınız. Hasan: — Ne alakası var, bu kanunu bizim parti koymadı ki! O maddeyi kim koyduysa seçim kanununa, o Atatürk düşmanıdır. Sizi burada görevlendiren parti yetkilileri bu kanunu gayet iyi biliyorlar fakat algı yapmaya çalışıyorlar. CHP’li müşahit rozeti çıkarmayıp ihtiyaç molası vermek istediğini söyleyip çıktı. Orada bulunanlardan Fazilet Partisi'nin müşahidi: — Niye bu kadar bu işlerle uğraşıyorsun, sana ne! Hasan: — Ha sana gelince... Sen işini yapamayıp beni takip ediyorsun, bir yanlış yapıyor muyum diye. Sen de Erbakan’ın rozetini takaydın da göreydin! Sana en çok bunlar karşı gelecekti. Hem sizin derdiniz ne? Şimdiye kadar size kan kusturanlarla birlik mi oldunuz? Hani din diyanet işleri, ne oldu Müslümanlık? Nedir bu bize karşı olan gareziniz? Aslında siz davaya hizmet değil de kendinize hizmet ediyorsunuz. Sınıftaki seçmenleri ve görevlileri aldı bir gülme... “Yürü be, kim tutar seni!” Hasan’ın yanında oturan MHP’li bayan müşahit: — Abi ne yaptın ya! Kırdın döktün ortalığı. Sizin sülalede var mı milleti böyle kakmak? Hasan: — Benim babamın dedesine "Kak Hasan" derler, bana da "Kak Hasangilin Hasan" derler. Hem söylediklerimde bir yanlış var mı! Bayan: — Yok abi haklısın da bunlar anlamaz haklıdan haksızdan. Hasan: — Biz de anladıkları dilden konuşuyoruz. Bu arada CHP’li müşahit, CHP’nin bina sorumlularını getirmiş; hem sandık başkanı ile konuşuyorlar hem de Hasan’a kızgın kızgın bakıyorlardı. MHP’li bayan müşahit: — Hasan, seni bir kenara yazdılar. Bundan sonra göz hapsindesin. Hasan: — Ben onların il başkan yardımcısına "Olmaz" demişim, bunlar da kim oluyor ki! Bayan: — O nasıl oldu? Hasan: — Bunların il başkan yardımcısı, babamın arkadaşı idi. Bana dedi ki: “Bize oy vereceğine söz ver, seni hemen Küçükçekmece Belediyesi’nde işe başlatayım.” Ben de dedim ki: “İşe başlatacaksan başlat ama ben size oy vermem.” O da “Öyle olmaz,” dedi. Ben de “Eyvallah, senin canın sağ olsun.” Bayan: — Vay be! Helal olsun sana. Rozet çıkarılmış ve oy verme işlemine devam ediliyordu. Günün sonuna gelinmiş, sandıklar açılmış, oy sayma işlemi başlamıştı. Bayağı bir iş vardı. Çünkü büyükşehir belediye başkanlığı ve il meclisi, ilçe belediye başkanlığı ve ilçe meclisi ve de muhtarlık seçim oyları sayılacaktı. Oy verme işleminde en çok muhtarlık seçimi zorlamıştı onları; muhtar adaylarının taraftarları oy verme kabinine girdiklerinde, kabindeki diğer muhtarların oy pusulalarını çantalarına koyup götürüyorlardı. Karışıklık çıkıyordu. Muhtarlık her şeyden önemli idi! Hak hukuktan da önemli idi. İstanbul’da yaşayan Anadolu insanı köy ahlakından çıkamamıştı. Sonra da bu insanlar gidip camide Allah’ın huzuruna çıkıp namaz kılıyorlardı. Mahalle seçim bürosunda seçim sonuçlarını izliyorlardı. Üç aylık emeğin, çalışmaların karşılığını bekliyorlardı. Saat gece yarısı olmuş; İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığını Kadir Topbaş, Bahçelievler Belediye Başkanlığını Osman Develioğlu kazanmıştı. Ayrıca Türkiye’nin %75’ini AK Parti kazanmış ve Bahçelievler ilçesindeki mahalleler içinde Şirinevler Mahallesi’nden AK Parti’ye rekor bir oy çıkmıştı. Orada bulunanlar meşhur çiğköfte partilerini yapıyorlardı. Sevinç ve coşku içinde idiler. Birisi bağırıyordu: "Zafer, zafer, 2. zafer!"

İlgili Yazılar

ENGELLENEN HAYAT

02 Mar 2026

ENGELLENEN HAYAT

02 Mar 2026

ENGELLENEN HAYAT

02 Mar 2026

Yorumlar (0)

Yorum Yaz